Dr. Barış ADIBELLİ
 Strateji
 KİTAPLAR
 Yayınlar
 Arşiv
 Gezi Notları
  Yorum

Tarih tekerrürden ibaret!

 

  Değerlendirme
Çin ve Rusya'nın İran Manevrası

Obama Çin Seddi'ni Aşamadı

ABD Asya'ya Yöneliyor

Yeşil Devrim
Sivil Darbenin Gölgesinde Yok Olmakta Olan Bir Ulus
Avrasya'da Şii Türk Devleti Projesi
Orta Doğu'da İsrail tek muhatap değil!
Zoraki Diplomasi
  Kitaplar
  ...Büyük Avrasya Projesi
   ...Çin'in Avrasya Stratejisi
  ...Doğu Türkistan
  ...Türk-Çin İlişkileri
 ...Stratejik Kuşatma
 ...Çin Dış Politikasında Tayvan  Sorunu

 ... Jeopolitik Ödül Avrasya

 ... Avrasya Jeopolitiğinde Büyük oyun

  YENİ ÇIKANLAR

PAX  SINICA

 

    ANALİZLER

 

 TİBET SORUNU

 

ÇİN RUSYA İLİŞKİLERİ

 

 Türk-Çin İlişkileri

 

 

 KİTAPLAR

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   İletişim

tel: +90 537 7345613

badibelli@yahoo.com

Dumlupınar Üniv. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Böl. Merkez kampüs, Tavşanlı Yolu, Kütahya, Türkiye

 
                                                
   

  

Barış Adıbelli'nin yeni kitabı Pax Sinica, Çin'in Dünya Düzeni çıktı...

Berlin Duvarı`nın yıkılmasıyla başlayan süreç, Sovyetler Birliği`nin kendisini feshetmesiyle ilk aşamasını tamamlamış oldu. Komünist rejimlerde yaşanan büyük depremin Çin`de de yaşanması beklenirken, tam tersi bir gelişme meydana gelerek, Çin, bu yeni durumdan yükselen bir güç olarak çıkmayı başardı. Bir zamanlar, Batı tarafından uyuyan ejderha olarak tasvir edilen Çin, Soğuk Savaş sonrası dönemde yaptığı bu atılımla uyuyan değil, Mao`nun 1949 Devrimi öncesinde tanımladığı "ayağa kalkan Çin" oldu. Berlin Duvarı`nın yıkılması ve Sovyetler Birliği`nin ortadan kalkması klasik uluslararası ilişkiler öğretisinde Soğuk Savaş`ın bitişini simgeleyen iki önemli olay olarak yorumlanırken, Çin, açısından bu iki önemli olayın ötesinde Soğuk Savaşın bitimi daha gerilere 1970`lere kadar gitmektedir. Soğuk Savaş boyunca Komünist Blok`un önemli üyesi Çin`in 1989`da Berlin Duvarı`nın çökmesiyle başlayan Sovyetler Birliği`nin dağılması ile sonuçlanan süreçten Çin`in nasıl olup da Kuzey Kore ve Küba gibi komünist devletler yeni döneme yabancılaşırken, sisteme yabancılaşmadan, ama sisteme entegre de olmadan, kendi paralel sistemini ve dünya düzenini geliştirdiği ve siyasi sistemini ve yapısını muhafaza ederek çıktığı sorusu bu çalışmanın temel çıkış noktası ve cevap aradığı yegâne sorudur.

  


Tarih tekerrürden ibaret!

BUGÜN aslında sizlere Dalay Lama’nın Washington ziyareti üzerine Çin-ABD gerginliğinde oynanan ikinci perdeye değinecektim; ancak İngiliz Financial Times gazetesinde yayınlanan bir değerlendirme zihnimde bir takım soru işaretlerine ve hatırlamalara vesile oldu ve kendi kendime “Acaba gerçekten tarih tekerrürden mi ibarettir?” diye sordum. Tabiî ki bu soruyu cevaplayabilmek için de bugünkü yazımın konusunu değiştirmek zorunda kaldığım da bir gerçektir. Şimdi önce bakalım Financial Times ne diyordu? İngiliz Financial Times gazetesi, ABD’nin İran’dan olası tehditlere karşı kurmak istediği füze savunma sisteminin, Türkiye’nin direnmesi nedeniyle geciktiğini öne sürdü ve eninde sonunda Türkiye’nin bu sistemin kurulmasını bir şekilde kabul edeceğini ima etti. devamı
 

 

 

Cumhurbaşkanı neden Pakistan’a dikkat çekti?

GEÇTİĞİMİZ hafta Radikal gazetesinde Murat Yetkin’in Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan ziyareti sırasında Pakistan’ın durumunu resmeden açıklamasını okuyucularıyla paylaşması, Pakistan’ın içinde bulunduğu süreci farklı bir bakış açısından gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı Gül, Pakistan’da çok güç odağı bulunduğunu, gizli servislerin, yabancı örgütlerin ülkede cirit attığını ve Pakistan’da askeri darbe tehdidi altında parçalı iktidarların ülkeye bir türlü istikrar getiremediğinin altını çiziyordu. Kanaatimce, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu değerlendirmesi kişisel düşüncesi veya çıkarsamalarının ötesinde Pakistan’daki mevcut durumu tespit etmesi bakımından önemliydi. devamı
 

 

Çin-ABD gerginliği

NEREDEYSE son bir aydır uluslararası politikayı Çin-ABD gerginliği işgal etmiş durumda. ABD’de kongrenin Tayvan’a Patriot füze savunma sistemi , F-16 savaş uçakları ve saldırı helikopterleri gibi yüksek teknoloji silahların bulunduğu 6,2 milyar dolar değerinde silah satışını kabul etmesinin ardından ortaya çıkan kriz Çin- ABD ilişkilerini de temelden sarstı. devamı

 

 

Çin ile yeni bir sayfa

GEÇTİĞİMİZ hafta Ankara’da Stratejik Düşünce Enstitüsü Yükselen Çin ve Dünya Düzenine Etkisi başlıklı bir beyin fırtınası düzenledi. Benim de katılımcı olarak bulunduğum bu toplantıda Çin enine boyuna masaya yatırıldı. Tam da bu toplantı gerçekleşirken İstanbul’da da Afganistan’la ilgili önemli bir toplantı gerçekleştiriyordu. Kuşkusuz toplantının mahiyetinin ötesinde öyle bir katılımcı vardı ki, bizim Ankara’daki toplantımızla da aslında özü itibariyle örtüşüyordu. Bu katılımcı Çin Dışişleri Bakanı Yang Jiechi idi. Dışişleri Bakanı Yang, toplantıya Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Özel Temsilcisi sıfatıyla katılıyordu. Tabii ki, 5 Temmuz’da Urumçi’de yaşanan olayların ardından kopma noktasına gelen Türk-Çin ilişkileri açısından bu ziyaret oldukça önemli bir gelişmeydi. Dahası uzun zamandan beri Türkiye’yi ziyaret eden ilk Çin Dışişleri Bakanıydı. Her ne kadar biz kendisini Urumçi olaylarının ardından yaşanan süreçte Türkiye’yi bilgilendirme bağlamında Ankara’ya bekliyorduk ama kendisi gelmek yerine birkaç büyükelçiyi göndermekle yetinmişti. devamı
 

Avrasya’nın yükselen yeni gücü

NE zaman Türkiye’den Suudi Arabistan’a bir yetkili gitse, ya da oradan bir yetkili Türkiye’ye gelse, hemen Türkiye’de kıyametler kopar. Suudi Kralı Abdullah’ın 2007’de Türkiye’ye yaptığı ziyaret süresince ve sonrasında Türk medyasında yaşanan tartışmaları hatırlayalım. Geçtiğimiz hafta Başbakan Erdoğan bir kez daha Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Aslında Suudi Arabistan, Erdoğan’ın ziyaretinden çok daha önce Türkiye’nin gündemine oturmuştu. Her yıl beş farklı kategoride verilen “Kral Faysal Uluslararası Ödülü”nün en büyük ve en önemlisi olan “İslam’a Hizmet Ödülü” bu sene Başbakan Erdoğan’a verileceğinin açıklanmasıyla Türkiye’de de konu hemen gündeme yansımıştı. devamı
 

Yeni müttefikimiz Japonya

TÜRK dış politikası, 2010 yılına çok hızlı başladı. Türk dış politikası, yeni vizyonunu belirlediği Büyükelçiler konferansıyla merhaba dediği yeni yılda Türk dış politikasındaki etkin değişime ilk tepkiler de gelmeye başladı. Önce, Mısır’da dolaylı bir tepki geldi; yardım konvoyuna zor anlar yaşatarak bir nevi Türkiye’nin Orta Doğu’daki yeni rolüne tepki koydu. Yetmedi, Mısır’ın son zamanlardaki yeni stratejik ortağı İsrail de kendince Türk büyükelçisini aşağılamaya çalışarak Türkiye’nin bölgedeki yeni rolünü kabullenmek istemediğini göstermeye çalıştı; ama silah kendi elinde patladı. Yaratılan kriz, Türkiye’nin Orta Doğu halklarının gözünde daha itibarlı bir pozisyona gelmesine neden oldu. devamı
 

Mısır neyi hazmedemiyor ?

 

Geçtiğimiz hafta Türk dış politikası açısından önemli gelişmelerle geçti. Zira Türkiye cumhuriyetinin kuruluşunun 100. yılı olan 2023’e dünyanın ilk on devleti arasında küresel etkisi olan diplomatik bir güce sahip Türkiye ile girebilmek için Türk dış politikasına yeni bir vizyon kazandırmak amacıyla büyükelçiler konferansı toplandı. Konferansa Türkiye’yi dünyanın dört bir yanında temsil eden diplomatlarımız katıldı. Dışişleri Bakanı Davutoğlu konferansta Türk dış politikasının yeni vizyonu ile ilgili çok önemli mesajlar verdi. Türkiye, yeni bölgesel ve küresel siyasetini belirlerken ilk tepki de hemen Mısır’dan dolaylı olarak geldi. Mısır, Gazze’ye gitmekte olan yardım konvoyuna müdahalede bulunarak konvoydaki çeşitli milletlerden insanlara karşı taşlı sopalı saldırıda bulundu. Yetmedi, Gazze’de gözetleme kulelerinden insanların üzerine Mısırlı askerler ateş açtı.devamı

 

Sürekli Tecrit

BOLŞEVİK Devrimi’yle birlikte Sovyet aydınları arasında yaşanan sürekli devrim tartışması, benzer şekilde 1940’lardan itibaren Çin’de daha sonra da tüm komünist devletlerde ve komünist partilerde tartışılmıştır. Ardından komünist dünyayı aşarak İran’da İslam Devrimi’nin geleceği üzerindeki tartışmalara rehberlik etmeye başlamıştır. Belki de sürekli devrim retoriğinin tek tartışılmadığı komünist ülke Kuzey Kore olmuştur. Bugün, Kuzey Kore, sürekli devrimi tartışmak yerine “sürekli tecrit” söylemini “tartışmadan!” benimsemiştir. devamı
 

Türk dış politikasında kimlik kayması

 

Erdoğan, Ahmedinejad ile görüştü

BİRKAÇ gün sonra yeni bir yıla büyük umutlarla girmiş olacağız. 2009 yılı Türkiye için oldukça hareketli bir yıl oldu. 2009 yılı açılımlar yılı olarak tarihe geçti. Ermeni açılımı, Kürt açılımı, İran açılımı, Suriye açılımı ve Davos açılımı... Açılımlarla özellikle dış politikada Türkiye ezber bozdu. Türk dış politikasında 2009’daki hızlı değişimde aslında Dışişleri Bakanlığındaki görev değişiminin de etkisi büyük oldu. Dışişleri Bakanı Gül’ün Cumhurbaşkanlığı makamına seçilmesi, yerine ekonomi alanında uzmanlaşmış Ali Babacan’ın dışişleri bakanı olması, ister istemez dış politikayı da bir süre yavaşlattı. Babacan’ın doğal olarak, uzmanlaştığı AB dışında diğer dış politika konularına çok fazla hâkim olamaması nedeniyle giderek çetrefilleşen uluslararası politika karşısında Türk dış politikası sağlam duruş alamadı. Konunun vahametini gören hükümet, Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu’nu dışişleri bakanı olarak atadı.devamı

 

Uygur Açılımı ?

 

Temmuz’da   Urumçi’de yaşananlar halen hafızalarımızda tazeliğini koruyor. Ancak hiçbir şey zamanın aşındırıcı gücüne dayanamıyor. Hayat dinamik ve hızla akıyor. Temmuz ayından bugüne dünya ve Türkiye gündemi çok hızlı değişti. Gündemdeki bu hızlı değişim, kuşkusuz Uygur sorununu da yakından etkiledi ve giderek Türk kamuoyundaki tesirini kaybetti. Ancak bu tesiri her daim yüreğinde yaşayan bir avuç insanın gündemi hiç değişmedi... İşte bu bir avuç insandan biri olan Dünya Uygur Kurultayı Başkan yardımcısı Seyit Tümtürk ve Gökbayrak dergisi editörü Dursun Süydünlü geçtiğimiz hafta üniversitede beni de ziyaret ettiler. Uygurlar konusunda Türkiye’de ve dünyada en yetkin isimlerden birisi olan sayın Tümtürk hazır bizi ziyarete gelmişken biz de Doğu Türkistan konusunda aklımıza gelen tüm soruları sorma imkanı bulduk...devamı
 

 

Komplo Teorisi

 

KOMPLO Teorisi, kamuoyu tarafından belli bir şekilde algılanmış herhangi bir olay hakkında geliştirilmiş, kamuoyundan saklandığı iddia edilen bilgilerle, gizli bilgilere veya olayın arkasındaki görünmeyen güçlerle ilişkilendirilen alternatif açıklamalara verilen addır.” Türkiye’nin geçtiğimiz hafta gündemi oldukça yoğundu. Başbakan Erdoğan’ın ABD’yi ziyaret etmesi, Aynı gün Tokat’ta yedi askerin şehit edilmesi ve DTP’nin anayasa mahkemesi tarafından kapatılması, bu yoğun gündemin ana başlıklarını oluşturdu. Tüm bu gelişmelerin satır aralarına bakıldığında bambaşka sonuçlara ulaşmak mümkün. Bunu mümkün kılacak en önemli unsur ise uygulayacağımız metodoloji.devamı

 

Kara Delik

 

Afganistan insanları umutsuzluk resimleriGeçtiğimiz hafta Obama , nihayet Afganistan konusundaki stratejisini açıkladı ve Afganistan’a  ek 30 bin asker gönderileceğini söyledi. Ayrıca, Amerikan askerlerinin 18 ay sonra ülkelerine döneceğini söyleyerek bir geri çekilme takvimi de belirlemiş oldu. Ancak Obama’nın  bu yeni stratejisi ABD’ye 30 milyar dolara mal olacak ve bu para vergi mükelleflerinin cebinden çıkacak.devamı

 

 

 

 

 

 

   

© 2010 www.barisadibelli.com

** sitedeki yazılar kaynak gösterilmeden kullanılamaz !!!