|
Hedef Şanghay İşbirliği Örgütü mü?
BUSH
iktidara geldiğinde kendisine bir tür Mesih rolü
biçerek dünyayı dönüştürme görevini üstlendi. Bu
doğrultuda, ABD'nin stratejik çıkarlarının
olduğu her yerde o meşhur renkli devrimler
yürürlüğe kondu. Ukrayna'da başladı,
Gürcistan'da devam etti ve nihayetinde
Kırgızistan'da mola verdi. 2005 yılında
Kırgızistan'da yaşanan halk ayaklanmasının
arkasından Rusya'ya yakın duran Askar Akayev
devrildi ve yerine Bakiyev geldi. Bakiyev hem
halk desteğini hem de başta ABD olmak üzere
Batı'nın desteğini arkasına aldı. Halk
ayaklanmasını takip eden aylarda Şanghay
İşbirliği Örgütü'nün ABD'ye meydan okuyan
kararının altına Kırgızistan da imza attı.
Bakiyev'in göreve gelmesinden sonra da
Kırgızistan bu tutumunu değiştirmedi .
Washington yönetimi bu şoku atlatamadan bu sefer
de iktidara gelmesinde katkıları bulunduğu
Bakiyev, ABD'nin Afganistan operasyonu için
kullandığı Manas üssünü kapatma kararı verdi.
Her ne kadar daha sonra bu karardan vazgeçilse
de Bakiyev için sonun başlangıcına giden sürecin
düğmesine basılmasına neden oldu.devamı
11 Eylül Cephesi
GEÇTİĞİMİZ hafta
gerek dünya gerekse Türkiye açısından oldukça
hareketli geçti.
Rusya'da gerçekleştirilen bombalı saldırılar,
Çin'in ABD'deki nükleer güvenlikle ilgili
zirveye katılacağını duyurması ve Cumhurbaşkanı
Gül'ün Pakistan'ı ziyaret etmesi bu hareketli
haftanın en göze batan gelişmeleriydi. İlk
bakışta tüm bu gelişmeler birbirinden bağımsız
gibi görünse de aslında hepsi birbirini çok
yakından ilgilendirmektedir.
devamı
Orta Doğu'da Erdoğanizm
BAŞBAKAN Erdoğan
geçtiğimiz cumartesi günü Libya'da Arap Birliği
zirvesinde yaptığı konuşmasında son günlerde
İsrail'in politikalarını değerlendirerek
İsrail'in yaptığını çılgınlık olarak
nitelendirdi. Başbakan Erdoğan Arap Dünyası'na
da ittifak çağrısında bulunarak Filistin
sorununa tribünden değil sahadan bakmak
gerektiğini vurguladı. Libya lideri Kaddafi ve
Arap Birliği genel sekreteri Amr Musa'nın ayakta
alkışladığı bu konuşma ve verdiği birlik mesajı
bize 1952-1967 yılları arasında Arap dünyasında
fırtına gibi esen Albay Cemal Abdül Nasır'ı
hatırlattı. Bir darbenin ardından iktidara
geldiği Mısır'da gerek halkına gerekse tüm
Araplara büyük bir gelecek sunmuştu. Karizmatik
liderliğinin altında tüm Arapları toplamayı
başarmıştı. 1958'de Suriye ile birlikte Birleşik
Arap Cumhuriyetini kurdu. Nasır'ın Arap
dünyasını tek ses ve tek yumruk haline
getirmesinde en etken faktör İsrail karşıtlığı
idi. Nasır'ın fikirleri hızla Arap dünyasında,
Orta Doğu'da yayıldı ve kısaca bu görüşler
Nasırizm olarak anılmaya başlandı. Ancak Nasır,
Mısır meydanlarında halkın desteğini almakta
gösterdiği başarıyı savaş meydanında İsrail'e
karşı gösteremedi ve o da diğerleri gibi
tarihteki yerini aldı.devamı
ABD'nin insan hakları silahı
ÇİN-ABD
ilişkileri geçtiğimiz günlerde ABD'nin
yayınladığı insan hakları raporuyla bir kez daha
gerildi. Rapor Çin'i insan hakları konusunda
sert bir şekilde eleştirmekteydi. Çin de yanıt
vermekte gecikmedi ve ABD'nin İnsan Hakları
başlıklı raporunu yayınlayarak dünyadaki tüm
felaketlerin sorumlusunun ABD olduğunu ilan
etti. İnsan haklarının bir dış politika aracı
olarak kullanılmaya başlaması eski Amerikan
başkanlarından Carter'ın bu yönde uygulamaya
koyduğu politikayla başlamıştır. Carter'a göre
ABD, insan hakları kavramını kullanarak
Sovyetler Birliği üzerinde baskı oluşturacak ve
o'nu köşe sıkıştıracaktı. Tam olmasa da ABD bu
politikada biraz başarılı oldu. Sovyetler
Birliği'nin ortadan kalkmasının ardından ABD bu
sefer de aynı politikayı 1989'da Çin'de meydana
gelen Tiananmen öğrenci olaylarının sert bir
şekilde bastırılmasının ardından Çin hükümetine
karşı uygulamaya başladı. O gün bugün Washington
yönetimi ile Çin hükümeti arasında insan hakları
üzerine amansız bir mücadele yaşanıyor.
devamı
Türkiye'ye karşı Takiyye Diplomasisi
GEÇTİĞİMİZ hafta,
ABD'de Temsilciler Meclisinde yaşanan tasarı
rezaleti sonrasında
medyada çok şeyler yazıldı çizildi. Bugün ben
tekrar bunlara değinmeyeceğim ama bu tasarı
2010'a yeni bir vizyonla giren Türk Dış
Politikası'nı ve özellikle de "komşularla sıfır
sorun" söylemimizi yakından etkiledi.devamı
Çimerika
DÜNYA
Budistlerinin ruhani lideri Dalay Lama'nın 18
Şubatta ABD başkanı Obama tarafından Beyaz
Saray'da kabul edilmesi birkaç aydan beri Tayvan
nedeniyle gergin olan Çin-ABD ilişkilerinde
ikinci perdenin açılmasına neden oldu. ABD
başkanı ile görüşmesinin ardından Dalay Lama
medyaya yaptığı açıklamalarla Çin'i iyiden iyiye
çileden çıkardı. Çin, 1950'de Tibet'i
özgürleştirme sloganı altında Tibet'i işgal
etti. 1959 yılında ise Çin, Tibet'i ilhak ederek
Çin'in bir parçası haline getirdi. Dalay Lama,
1959'da başarısız bir isyanın ardından
Hindistan'a kaçtı ve burada sürgünde Tibet
hükümetini kurdu. O günden bugüne Dalay Lama
Tibet'in bağımsızlığını savunmakta ve bu yöne
dünya çapında müthiş bir propaganda savaşı
yürütmektedir. Batı'dan özellikle de ABD'den
büyük moral desteği alan Dalay Lama, Çin
tarafından ise "bölücü, terörist ve kuzu postuna
bürünmüş kurt" gibi suçlamalarla bir halk
düşmanı olarak gösteriliyor. Dalay Lama, Büyük
Tibet'in kurulmasını savunuyor.devamı
Tarih
tekerrürden ibaret!

BUGÜN aslında
sizlere Dalay Lama’nın Washington ziyareti
üzerine Çin-ABD gerginliğinde oynanan ikinci
perdeye değinecektim; ancak İngiliz Financial
Times gazetesinde yayınlanan bir değerlendirme
zihnimde bir takım soru işaretlerine ve
hatırlamalara vesile oldu ve kendi kendime
“Acaba gerçekten tarih tekerrürden mi
ibarettir?” diye sordum. Tabiî ki bu soruyu
cevaplayabilmek için de bugünkü yazımın konusunu
değiştirmek zorunda kaldığım da bir gerçektir.
Şimdi önce bakalım Financial Times ne diyordu?
İngiliz Financial Times gazetesi, ABD’nin
İran’dan olası tehditlere karşı kurmak istediği
füze savunma sisteminin, Türkiye’nin direnmesi
nedeniyle geciktiğini öne sürdü ve eninde
sonunda Türkiye’nin bu sistemin kurulmasını bir
şekilde kabul edeceğini ima etti.
devamı
Cumhurbaşkanı neden Pakistan’a dikkat çekti?
GEÇTİĞİMİZ hafta
Radikal gazetesinde Murat Yetkin’in
Cumhurbaşkanı Gül’ün Hindistan ziyareti
sırasında Pakistan’ın durumunu resmeden
açıklamasını okuyucularıyla paylaşması,
Pakistan’ın içinde bulunduğu süreci farklı bir
bakış açısından gündeme getirdi. Cumhurbaşkanı
Gül, Pakistan’da çok güç odağı bulunduğunu,
gizli servislerin, yabancı örgütlerin ülkede
cirit attığını ve Pakistan’da askeri darbe
tehdidi altında parçalı iktidarların ülkeye bir
türlü istikrar getiremediğinin altını çiziyordu.
Kanaatimce, Cumhurbaşkanı Gül’ün bu
değerlendirmesi kişisel düşüncesi veya
çıkarsamalarının ötesinde Pakistan’daki mevcut
durumu tespit etmesi bakımından önemliydi.
devamı
Çin-ABD gerginliği

NEREDEYSE son bir
aydır uluslararası politikayı Çin-ABD gerginliği
işgal etmiş
durumda. ABD’de kongrenin Tayvan’a Patriot füze
savunma sistemi , F-16 savaş uçakları ve saldırı
helikopterleri gibi yüksek teknoloji silahların
bulunduğu 6,2 milyar dolar değerinde silah
satışını kabul etmesinin ardından ortaya çıkan
kriz Çin- ABD ilişkilerini de temelden sarstı.
devamı
Çin ile yeni bir sayfa
GEÇTİĞİMİZ hafta
Ankara’da Stratejik Düşünce Enstitüsü Yükselen
Çin ve Dünya Düzenine Etkisi başlıklı bir beyin
fırtınası düzenledi. Benim de katılımcı olarak
bulunduğum bu toplantıda Çin enine boyuna masaya
yatırıldı. Tam da bu toplantı gerçekleşirken
İstanbul’da da Afganistan’la ilgili önemli bir
toplantı gerçekleştiriyordu. Kuşkusuz
toplantının mahiyetinin ötesinde öyle bir
katılımcı vardı ki, bizim Ankara’daki
toplantımızla da aslında özü itibariyle
örtüşüyordu. Bu katılımcı Çin Dışişleri Bakanı
Yang Jiechi idi. Dışişleri Bakanı Yang,
toplantıya Çin Devlet Başkanı Hu Jintao’nun Özel
Temsilcisi sıfatıyla katılıyordu. Tabii ki, 5
Temmuz’da Urumçi’de yaşanan olayların ardından
kopma noktasına gelen Türk-Çin ilişkileri
açısından bu ziyaret oldukça önemli bir
gelişmeydi. Dahası uzun zamandan beri Türkiye’yi
ziyaret eden ilk Çin Dışişleri Bakanıydı. Her ne
kadar biz kendisini Urumçi olaylarının ardından
yaşanan süreçte Türkiye’yi bilgilendirme
bağlamında Ankara’ya bekliyorduk ama kendisi
gelmek yerine birkaç büyükelçiyi göndermekle
yetinmişti.
devamı
Uygur Açılımı ?
Temmuz’da
Urumçi’de yaşananlar halen hafızalarımızda
tazeliğini koruyor. Ancak hiçbir şey zamanın
aşındırıcı gücüne dayanamıyor. Hayat dinamik ve
hızla akıyor. Temmuz ayından bugüne dünya ve
Türkiye gündemi çok hızlı değişti. Gündemdeki bu
hızlı değişim, kuşkusuz Uygur sorununu da
yakından etkiledi ve giderek Türk kamuoyundaki
tesirini kaybetti. Ancak bu tesiri her daim
yüreğinde yaşayan bir avuç insanın gündemi hiç
değişmedi... İşte bu bir avuç insandan biri olan
Dünya Uygur Kurultayı Başkan yardımcısı Seyit
Tümtürk ve Gökbayrak dergisi editörü Dursun
Süydünlü geçtiğimiz hafta üniversitede beni de
ziyaret ettiler. Uygurlar konusunda Türkiye’de
ve dünyada en yetkin isimlerden birisi olan
sayın Tümtürk hazır bizi ziyarete gelmişken biz
de Doğu Türkistan konusunda aklımıza gelen tüm
soruları sorma imkanı bulduk...devamı
|