English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified
Üyelik Girişi
Videolar
SOSYAL AĞ
Sosyal Ağlarda 
 
Site Haritası
Takvim
Libya ve Suriye’deki Halk Ayaklanmalarında Fransız Gizli Servisinin Parmağı Var Mı ?

Libya ve Suriye’deki Halk Ayaklanmalarında  Fransız Gizli Servisinin Parmağı Var Mı ?
Barış Adıbelli

2011 yılının ilk aylarına Orta Doğu’daki halk ayaklanmaları darbesini  vurdu. Kimilerine göre, 1980’lerin sonlarında Doğu Avrupa’da esmeye başlayan bağımsızlık ve özgürlük rüzgarlarına benzetilse de kanaatimce benzerliğin ötesinde pek de fazla uyuşan şeyler yok. Ancak böyle düşünmemiz Orta doğu’da başlayan yeni süreci göz ardı ettiğimiz anlamına gelmemeli.

Tunus’ta başlayan bu halk hareketleri dalgası hemen hemen Orta Doğu’nun her köşesinde hissedilmeye başlandı. İlk önceleri ABD ve Batı, Orta Doğu’da yaşananlara sessiz kalmakla suçlanırken bugün ise aşırı güç kullanmakla eleştiriliyorlar. Obama yönetiminin ikinci bir Irak ve Afganistan hezimeti yaşmamak için Libya’ya müdahalede çekingen olması gelmekte olan seçimlerdeki olası olumsuz etkileri nedeniyle aklanırken benzer şekilde Sarkozy’in de müdahalede çok hevesli olması yaklaşan seçimlerle açıklanmakta. Tüm bunlara rağmen bir gerçek var ki o da: ABD’nin Orta Doğu’yu dönüştürme projesi birkaç yıl önce Graham Fuller’in dediği gibi rafa kaldırılmamış tam tersine isim ve nitelik değiştirerek yürürlüğe konmuştur.  Belki diğer bir gerçek  ise neo-conların Amerikan yönetimi içinde halen varlıklarını ve güçlerini koruduğu gerçeğidir.

Bush yönetiminin dünya politikasına hediye ettiği bir kavram olan renkli devrimlerin en sonuncusunu geçtiğimiz yıl Kırgızistan’da yaşamıştık. Fakat bu renkli devrimlerin genel karakterine bakıldığında tamamıyla yapay süreçler olduğu görülecektir. Benzer şekilde Orta Doğu’da yaşanan bu süreci de çok hızlı bir şekilde bu yapay yapıya mal etmek için yoğun çabalar gözden kaçmamaktadır. Tunus, Mısır ve Libya her biri kendi koşulları içerisinde ele alındığında tamamıyla birbirinden farklı süreçler olduğu görülmektedir. Bu da Orta Doğu’da yaşananları bir genellemeye götürmenin ne kadar sağlıklı olacağını tartışmaya açacaktır. Orta Doğu halklarının ne istediği sürecin yorumlanmasında belki en önemli veri olarak önümüze çıkmaktadır.

Mısır’da tahrir meydanında ve diğer şehirlerde polislerin halka uyguladıkları şiddeti görmezden gelen batı bir avuç petrol için yine sahaya inmekten geri durmadı. Her zaman olduğu gibi NATO işe bulaştırıldı ve meşhur yük paylaşımı kavramı sorumlulukların tüm ittifak üyeleri üzerine yansıtılarak gerçekte ABD ve belki de kısmen Fransa’nın oynamak istedikleri oyunu perde arkasına gizledi. Aslında mücadele eski Avrupa’nın güçlü ülkesi Fransa’nın güçlü Avrupa’nın içinde güçlü Fransa vizyonunun bir parçası olarak Kuzey Afrika’da sergilediği güç gösterisi ve adeta sömürge politikalarına yeniden dönüşün işaretini vermektedir. Bu da bize Fransa’nın takip ettiği politikanın sadece bir seçim stratejisi olmadığını göstermektedir. Fransa’nın Kuzey Afrika girişiminin kökenlerini Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönmek için verdiği kararda görmek akıllıca olacaktır. Hatta daha ötesine bakmak da mümkün. Sarkozy döneminde yeni bir döneme giren ya da bir başka deyişle inişli çıkışlı bir yol takip eden Fransa-Çin ilişkilerinin üzerine oturduğu zemin Çin ve Fransa’nın Akdeniz’de ortak politika yürütme arayışlarıdır. Afrika’da tam manasıyla rahat bir manevra sahası bulmak isteyen Pekin yönetimi bu kıtada tarihsel süreç içerisinde etkin olmuş olan Fransa gibi ülkelerle bireysel çıkarlar üzerinden stratejik ilişkiler oluşturmaktadır. Fransa Kuzey Afrika’daki etkinliğini yeniden Afrika’daki doğal kaynaklara dönüş için bir bilet olarak görmektedir. Ancak Fransa’nın ABD ile rekabet edebilmesi için Çin gibi yeni bir gücün yanında olmasına ihtiyacı vardır. Fransa’nın apar topar Libya’da askeri güç kullanmasının verdiği mesaj ilk etapta Pekin’de yankısını bulmuştur.

Gözü kara bir liderlik sergilediğini düşünen Sarkozy, ABD’nin yapamadığını yaparak hem güçlü, hem de dış politikada AB ve ABD’den bağımsız hareket ettiğini ispatlamaya çalışmıştır. Bu da açıkça yeni güç merkezleri olarak ortaya çıkan Çin ve Rusya’ya yönelik bir hamledir. Fransa’nın son dönemde özellikle doğal kaynaklar açısından  zengin bölgelerle ilgilenmesi oldukça dikkat çekmektedir. Sarkozy,  Dalay Lama’yı kabul ederek Çin’in tepkisini çekmesine rağmen Avrasya coğrafyasında geleneksel rakibi Rusya yerine Çin ile birlikte hareket etmek istiyor. Sarkozy’nin hedefi Orta Asya enerji havzasında Fransa’nın hak ettiği yeri alabilmesi. ABD’nin İran’a uygulamış olduğu ambargolara rağmen Fransız enerji şirketleri ve diğer Fransız şirketler İran’da alabildiğine ticaret yapmaktadırlar.  Ambargo en iyi Fransa’ya yaramış gözükmektedir. Sonuç olarak Fransa özellikle Libya’daki gelişmeleri kullanarak bölgedeki tarihten gelen varlığını ve etkisini hissettirmek istemektedir. Benzer şekilde Suriye’deki gelişmeler de yakından takip edilmelidir. Zira Fransa Suriye’deki olaylardan da faydalanmak isteyecektir. Tüm bu sorunlar Fransa’nın yeni küresel dış politikasına eğer hizmet ediyorsa o zaman şu soruları belki de kendimize sormamız gerekiyor: Acaba bu ülkelerdeki karışıklıklarda  Fransız gizli servisinin parmağı var mı? Bu nedenle mi MİT Müsteşarı Şam’a gitti? Başbakan Erdoğan’ın  işaret ettiği Libya’daki yabancı güç odakları kim? Tüm bu soruları, daha sonraki yazılarımızda ele almaya çalışacağız…

 

14 Nisan 2011

www.barisadibelli.com

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1875 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Hava Durumu
Anlık
Yarın
-3° 1° -3°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam10
Toplam Ziyaret9028