• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/profile.php?id=100001891765553&fref=ts
  • https://www.twitter.com/baris_adibelli
                                                                                                             English French German Spain Italian Dutch Russian Portuguese Japanese Korean Arabic Chinese Simplified
Üyelik Girişi
Videolar
SOSYAL AĞ
Sosyal Ağlarda 
 
Site Haritası
Takvim
Türkiye'nin Çin'le İmtihanı






Türkiye'nin Çin'le imtihanı

 
BARIŞ ADIBELLİ*


Yorum / 26/11/2013

Türkiye'nin Çin füzeleri konusundaki manevrası sadece pazarlık kızıştırma amacı taşımaktadır. Türkiye'nin dış politikasında eksen kayması bulunmamaktadır.

Son günlerde Türkiye’nin dış ilişkilerini çok da alışıldık olmayan bir konu olan Çin’den alınması düşünülen hava savunma sistemi işgal etmiş durumda. Gün geçmiyor ki; ya ABD ya da NATO sürekli bu Çin füzelerini gündemde tutarak Türkiye’ye bu alımdan vazgeçmesi konusunda baskıda bulunuyor. Aslında Türkiye’nin savunma alanında Çin’le birlikteliği çok öncelere dayanıyor ve füze savunma sistemi de Türkiye’nin Çin’den aldığı ve ürettiği ilk askeri teknoloji değil. Çin’den hava savunma sisteminin alımına ilişkin belirgin ilk faaliyet 2005 yılında dönemin hava kuvvetleri komutanı Orgeneral İbrahim Fırtına’nın Çin ziyareti sırasında gündeme gelmiş, fakat bugüne kadar kamuoyuna yansıyan herhangi bir gelişme olmamıştır. Ancak Suriye ve İran gibi balistik füzelere sahip ya da Ermenistan ve Yunanistan gibi balistik füzeye sahip olma olasılığı olan ülkelerin barındırdığı tehdit, son günlerde ciddi manada Türkiye’yi endişeye sevk etmektedir. Bu nedenle Türkiye özellikle Suriye krizi nedeniyle hava savunma kabiliyetini ciddi bir şekilde yeniden ele almış ve görüşmelere başlamıştır. İlk etapta Batılı ülkelerin ve özellikle de NATO üyesi ülkelerin kapısını çalmasına rağmen Türkiye istediği koşullarda bir anlaşma sağlayamamıştır. Türkiye, haklı olarak bu hava savunma sistemini ortak üretmeyi; hatta ileride tek başına üretmeyi istediği için birçok tedarikçi ülke bu talebi geri çevirmiştir. Yüzde yüz yerli ve milli bir savunma sanayiinin ne denli gerekli olduğu geçmiş tecrübelerden ve yaşanan hadiselerden anlaşıldığı için Türkiye artık “Önce al, sonra modernize et” şeklinde, astarı yüzünden pahalı bir silahlanma sürecine girmek istememiş, bu nedenle de Rusya ve Çin gibi ülkelerde alternatifler aramış ve nihayetinde isteklerini tamamıyla kabul eden Çin’de karar kılmıştır.
Son dönemde önce Başbakan Erdoğan’ın Putin’e yaptığı “Siz bizi Şanghay İşbirliği Örgütü’ne alın, biz de AB’yi bırakalım” latifesiyle başlayan ve daha sonra ciddi somut adımların atıldığı bir Avrasya’ya dönüş ya da yöneliş, kendisini farklı alanlarda da göstermeye başlamıştır. Her ne kadar Suriye konusunda birbirlerine zıt, farklı politikaları ve görüşleri olsa da NATO üyesi Türkiye’nin, 2012 yılında Rusya’nın yoğun desteği ve kulisiyle Doğu’nun NATO’su ve geleceğin Varşova Paktı olarak adlandırılan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne ‘diyalog ortağı’ olarak dahil edilmesi Washington’un ve NATO’nun gözünden kaçmamıştır. Çin ve Rusya için bir NATO üyesi ülkenin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne dahil edilmesi, Şanghay İşbirliği Örgütü’nün üçüncü ülkelere karşı olmadığının en büyük göstergesi olarak görülürken, Türkiye için AB, ABD ve NATO’ya karşı en büyük meydan okuma ve gözdağı olmuştur. 
Çin’den alınacak füze sistemi konusunda ABD’de ve NATO’da kopan fırtınaların arkasında yatan temel neden, silah ticaretinin ötesinde, Türk dış politikasında daha önce de Ortadoğu bağlamında çok sık tartışılan eksen kayması meselesidir; ancak bu defa bu tartışma Ankara’da medya kulislerinde değil Washington’da gün yüzüne çıkmıştır. ABD’nin Türkiye’ye tüm bu süreçte temkinli bir tepki göstermesi ve bu tepkinin giderek son dönemde şiddetini arttırmasının ardında muhtemel iki varsayım bulunmaktadır: Birincisi, ABD’nin, Türkiye’nin bu tür adımları geçmişte de kimi örneklerde görüldüğü gibi bir gözdağı, bir kızgınlık ifadesi ve hatta pazarlık kızıştırma aracı olarak kullandığını düşünmesi nedeniyle çok ciddiye almaması. İkincisi ise birincisinin tam aksine ABD’nin, Türkiye’nin bu süreçte kasıtlı olarak yapay bir gerginlik çıkararak Avrupa bölgesel sisteminden ayrılıp Avrasya bölgesel sisteminde daha prestijli ve eşit muamele göreceği bir konuma geçme stratejisidir. Türkiye, Batı’dan gelen Çin füzelerine karşı tepki ve baskının oluşturduğu rüzgârı arkasına alarak Rusya ve Çin merkezli Avrasya blokuna girmek için harekete geçmek istiyor fakat harekete kendi gücüyle değil Batı’nın iteklemesiyle geçmek istiyor. Bir başka deyişle, Batı tepki gösterdikçe Türkiye Batı’ya yabancılaşıp ya da başka bir deyişle ‘küsüp’ adeta kendisini ötekileştirerek kendisine yeni manevra alanları ve stratejik mevziler arıyor. Burada Ankara’nın belki de öne sürebileceği en önemli argüman “Bizi bu duruma siz sürüklediniz” tezidir. 
Türkiye’nin Çin hamlesini sadece uluslararası güç mücadelesinin bir yansıması olarak değerlendirmek belki konuyu dar bir kapsama sokmak anlamına gelir; NATO’nun Libya’daki gelişmelere duyarsız kalmaması ve müdahale etmesi, bir NATO üyesinin hemen yanı başındaki ve sürekli kendisine saldırı fiilini işleyen Suriye’de aynı hassasiyeti göstermemesi açıkçası Ankara’yı kızdırmıştır. Bu nedenle belki de Türkiye NATO standartlarının dışına çıkarak NATO’ya rağmen Çin ile savunma işbirliği içerisine girmiştir. 
Bütün bu sürece bakıldığında birtakım soru işaretleri de olduğu görülecektir. Her şeyden önce Türkiye’nin bu ‘eksen değişikliğinde’ samimi olup olmadığı konusu en önemli merak konusudur. Zira Türkiye’nin hemen her fırsatta AB üyeliği ile Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üyeliği birlikte anması, Ankara’nın bu adımlarını bir pazarlık kozu olarak göstermektedir. Türkiye’nin Suriye konusunda yüzüstü bırakılmasının, Ankara’daki karar alıcılarda Washington’a karşı büyük bir hayal kırıklığı yarattığı açıktır. Diğer bir soru işareti de durumun kendi içerisinde barındırdığı çelişkidir. Türkiye, bir yanda NATO’nun füze savunma sisteminin önemli bir parçası olan radar sistemine ev sahipliği (Kürecik) yapmaktadır, öte yanda bu savunma sisteminin Çin’e karşı Doğu Asya’daki ayağının da Japonya’ya kurulması ve buna karşı Çin’in göstermiş olduğu sert tepki düşünüldüğünde Türkiye’nin Çin’le hava savunma sistemleri üzerine bir işbirliğine gidiyor olması en büyük çelişkiyi oluşturmaktadır. Sonuç olarak Türkiye, Çin’le yapılan işbirliğinden geri dönebileceğinin mesajını vermekten de geri durmamaktadır. Ancak Türkiye’nin baskılar karşısında geri adım atıyor izlenimi yaratması, Türkiye’nin güvenilirliğini ve itibarını da zedeleyecektir. Konuya Çin açısından bakıldığında ise açıkçası Çin bugüne kadar bu tartışmalara taraf olmadı; söylediği tek şey, bu konunun siyasallaştırılmamasıydı. Çin sadece Türkiye’ye silah satmıyor; başta Ermenistan olmak üzere Kıbrıs Rum kesimi, İran, Mısır ve Kuzey Kore’ye silah satıyor ve Türkiye de dahil olmak üzere bu ülkelerin hepsi Çin için bir pazardan öte anlam taşımıyor. Dolayısıyla Türkiye de Çin için bir pazardan ibaret. Yani Türkiye’nin füze alımından vazgeçmesi Pekin için bir müttefikin kaybı anlamına değil, sadece ve sadece kârlı bir ticaret yapabileceği bir müşteri ve pazar kaybı anlamına gelecektir. Toparlamak gerekirse; Türkiye’nin Çin füzeleri konusundaki manevrası sadece pazarlık kızıştırma amacı taşımaktadır. Dolayısıyla Türkiye’nin dış politikasındaki temel paradigmada herhangi bir değişme ya da eksen kayması bulunmamaktadır. Zaten Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ABD ziyareti öncesi Foreign Policy dergisine yazdığı makalede söylemiş olduğu Türkiye ve ABD’nin uzun süredir yakın müttefikler olduğu ve ileride de ortak kalmayı sürdüreceği ifadesi de Türkiye’nin dış politika tercihinin ABD’den yana olduğunu açıkça göstermektedir...
*badibelli@yahoo.com
Yrd. Doç. Dr., Dumlupınar Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Böl.

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1847 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
manşetler
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 26° 8°
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam1
Toplam Ziyaret40790