| Amerikan hâkimiyetinin yerini ne
alacak?
Tek kutupluluğun sona ermesi, sadece diğer devletlerin
yükselişinin ya da ABD politikalarının başarısızlığı,
çılgınlıklarının sonucu değil. Aynı zamanda küreselleşmenin
de bir sonucu.
RICHARD HAASS (*)
Tek kutuplu dünya, tartışmasız Amerikan hâkimiyeti bitti.
20 yıl süren, tarih açısından, bir andan biraz daha fazla
bir zaman.
Neden sona erdi? Açıklamalardan biri tarihte yatıyor.
İnsan, para ve teknolojiyi bir araya getirip verimliliği ve
zenginliği arttıran devletler başarılı oluyor. Aynı şey
şirketler ve diğer organizasyonlar için de geçerli. Yeni
güçlerin yükselişi önlenemedi. Sonuç, hiçbir zaman olmadığı
kadar yeni oyuncu bölgesel ya da küresel ölçekte etkili
olmayı başardı. Bu ABD'nin gücünü kaybettiği anlamına
gelmemekle birlikte birçok diğer yapının çok daha güçlü hale
geldiğini gösteriyor. İkinci sebep, tek kutuplu dünyanın
sona erişinin ABD politikası oluşu. Hem yaptıkları hem de
yapamadıklarıyla ABD, yeni güç odaklarının yükselişini
hızlandırdı ve kendi pozisyonunu zayıflattı. ABD'nin enerji
politikası (ya da bir politikasının olmayışı), tek
kutupluluğun sona ermesinin arkasındaki itici güçlerden
biri. 1970'lerdeki ilk petrol şoklarından beri, ABD'de
petrol tüketimi yüzde 20 arttı ve çok daha önemlisi petrol
ürünleri ithalatı, hacim olarak iki kattan fazla büyüdü,
tüketim yüzde olarak iki katına çıktı.
Küreselleşme büyük güçlerin
nüfuzunu kırıyor
Yabancı kaynaklara talepteki bu büyüme, dünyada petrol
fiyatlarının, varil başına 20 doların biraz üzerinden 100
doların üzerine çıkmasının nedenlerinden biri oldu. Sonuç,
enerji rezervlerine sahip devletlere olağanüstü zenginlik
transferi oldu.
ABD'nin ekonomi politikası da rol oynadı. Başkan
George W. Bush , Afganistan ve Irak'ta maliyeti yüksek
savaşlara girdi, harcamaların yılda yüzde 8 artmasına ve
vergilerin düşürülmesine izin verdi. 2001'de 100 milyar
doları aşan bütçe fazlası varken 2007'de tahminen yaklaşık
250 milyar doları bulan açık verildi. Artan dış ticaret
açığı, gayri safi milli hasılanın yüzde 6'sını geçti. Bu
gelişmeler, dolar üzerinde baskı oluşturdu, enflasyonu
arttırdı, zenginlik ve gücün dünyanın diğer bölgelerinde
toplanmasına neden oldu. ABD mortgage piyasasındaki zayıf
geri dönüşler ve tetiklediği kredi krizi de sorunları
azdırdı. Irak da Amerikan üstünlüğünün zayıflamasına katkıda
bulundu. Askeri, ekonomik, diplomatik ve aynı zamanda insani
anlamda çok pahalı bir savaş oldu. Yıllar önce, tarihçi
Prof. Paul Kennedy , diğer süper güçlerin başına
geldiği gibi, ABD'nin de haddini aştığı ve böylece düşüşe
geçtiği tezini ortaya attı. Prof. Kennedy'nin teorisi, son
olarak Sovyetler Birliği deneyiminde sınandı, ama ABD de
bütün telafi mekanizmalarına ve dinamizmine rağmen bu
akıbetten kaçabileceğini kanıtlamış değil. Sonuç olarak, tek
kutupluluğun sona ermesi, sadece diğer devletlerin ve
organizasyonların yükselişinin ya da ABD politikalarının
başarısızlığı ya da çılgınlıklarının sonucu değil. Aynı
zamanda küreselleşmenin de bir sonucu. Küreselleşme,
uyuşturucudan e-postaya, küresel ısınma, mal ve işgücünden
televizyon ve radyo frekanslarına, virüslerden (sanal ve
gerçek) silahlara kadar hemen her şeyin sınırlar arası
akışını hacim, hız ve önem olarak arttırdı. Bu akışın çoğu
hükümetlerin kontrolü ve bilgisi dışında gerçekleşiyor.
Sonuçta, küreselleşme, aralarında ABD'nin de bulunduğu büyük
güçlerin nüfuzunu kırıyor. Aynı akışın, enerji ihracatçıları
(büyük servetler kazanıyorlar), teröristler (interneti
eğitim ve yandaş bulmak, uluslararası bankacılık sistemini,
kaynakları, küresel ulaşım sistemini, insanları harekete
geçirmek için kullanıyorlar), şer ekseni ülkeleri (kara
borsa ve yasal ürünlerin, resmi olmayan kanallardan
satıldığı gri piyasaları kullanıyorlar) ve Amerikan Fortune
dergisinin listesine ilk 500'den giren şirketler (hızla
personel ve yatırımlarını kaydırabiliyorlar) gibi devlet
dışı oyuncuları güçlendirdiği sık sık görülüyor. En güçlü
devlet olmak, artık neredeyse tek hâkim güç olmak anlamına
gelmiyor. Bireyler ve gruplar için, önemli bir gücü eline
geçirmek ve yansıtmak her zamankinden daha kolay hale geldi.
Bütün bunlar kritik sorular doğuruyor: Tek kutupluluğun
yerini ne alacak? Bazıları, Soğuk Savaş süresince
uluslararası ilişkileri tanımlayan iki kutuplu dünyaya
dönüleceğini öngörüyor. Bu mümkün görünmüyor. Çin'in askeri
gücü ABD'ninkine yaklaşamıyor. Daha önemlisi, Çin, ülkeyi
ekonomik entegrasyon arayışına götürecek ve çatışmadan
kaçınmasına yol açacak bir seçimle, ekonomik büyümeye
odaklanmasını sürdürecek.
Rusya, iki kutuplu bir dünyanın yeniden yaratılması için
belki çok daha hevesli ama aynı zamanda işbirliğinde çıkarı
var ve her durumda ABD'ye meydan okuma kapasitesinden
yoksun. Çin, Avrupa, Hindistan, Japonya ve Rusya'nın,
dominant etkileriyle ABD'ye katılacağı, modern birçok
kutuplu dünyanın doğuşunu öngören başkaları da var. Bu görüş
dünyanın nasıl değiştiğini gösteriyor. Bölgesel güçlerin,
uluslararası örgütlerin, şirketlerin, medya gruplarının,
dini hareketlerin, terörist örgütlerin, uyuşturucu
kartellerinin ve devlet dışı kuruluşların dahil olduğu,
düzinelerce önemli güç odağı var. Bugünün dünyası, gücün,
bütünleşmeden çok artan ölçüde dağıldığı bir dünya. Tek
kutuplu dünyanın yerini alacak olan ne iki kutupluluk ne de
çok kutupluluk. Tek kutuplu dünyanın yerini kutupsuzluk
alacak.
Tehditler artacak
Amerika'nın hak ettiği cezayı çekmesini ve tek
kutupluluğun, çok kutuplulukla yer değiştirmesini
memnuniyetle karşılayanlar, alkışlamayı ertelemeli. Böyle
bir dünyada, küresel sorunlara kolektif cevaplar üretmek ve
kurumları işletmek çok daha zor olacak. Tehditler artacak.
İlişkileri inşa etmek ve sürdürmek çok daha zor olacak. ABD
bundan böyle "Ya bizimlesiniz ya da bize karşısınız"
dış politikasını sürdürme lüksüne sahip olmayacak. Ama başka
kimse de bu lükse sahip olmayacak. Yalnızca, çok daha
odaklanmış, yaratıcı ve kolektif bir diplomasi, kutupsuz bir
dünyanın, daha düzensiz ve tehlikeli hale gelmesini
engelleyebilir.
(*) Dış İlişkiler Konseyi Başkanı (Amerikan
düşünce kuruluşu),
İngilizceden çeviren: Zeki Tezer (Financial Times,
15 Nisan 2008) |