|
Tarih tekerrürden ibaret
Barış Adıbelli
badibelli@yahoo.com
BUGÜN aslında sizlere Dalay
Lama’nın Washington ziyareti üzerine Çin-ABD gerginliğinde
oynanan ikinci perdeye değinecektim; ancak İngiliz Financial
Times gazetesinde yayınlanan bir değerlendirme zihnimde bir
takım soru işaretlerine ve hatırlamalara vesile oldu ve
kendi kendime “Acaba gerçekten tarih tekerrürden mi
ibarettir?” diye sordum. Tabiî ki bu soruyu cevaplayabilmek
için de bugünkü yazımın konusunu değiştirmek zorunda
kaldığım da bir gerçektir. Şimdi önce bakalım Financial
Times ne diyordu? İngiliz Financial Times gazetesi, ABD’nin
İran’dan olası tehditlere karşı kurmak istediği füze savunma
sisteminin, Türkiye’nin direnmesi nedeniyle geciktiğini öne
sürdü ve eninde sonunda Türkiye’nin bu sistemin kurulmasını
bir şekilde kabul edeceğini ima etti.
*
BU değerlendirme bizi hızla geçmiş zamana yani 1950’lere
götürdü. Dönemin Başbakanı Menderes ve Türkiye’nin
gündeminde Sovyet tehdidine karşın Amerikan Jüpiter
füzelerinin Türkiye’ye konuşlandırılması var. Uzun
müzakereler sonucu 25 Ekim 1959 tarihinde Türkiye Paris’te
füzelerin Türkiye’ye yerleştirilmesine ilişkin anlaşmayı
imzaladı. Bu füzeler orta menzilli füze sınıfına giriyordu
ve gerektiğinde savaş başlığı takılabiliyordu. İlk etapta 19
füze yerleştirildi. Daha sonra 40 füze daha eklendi. Olay
duyulur duyulmaz, Sovyetler Birliği’nden de çok sert bir
tepki geldi. Kremlin yaptığı açıklamada olası bir nükleer
savaşta ilk hedeflerden birisinin Türkiye olacağını
açıkladı. Ardından da hepinizin malumu 1962 yılında Küba
Füze Krizi patlak verdi. ABD ve Sovyetler Birliği arasında
13 gün süren füze krizi sonunda ABD’nin Jüpiter füzelerini
Türkiye’den sökeceğine dair Moskova’ya güvence vermesiyle
sona erdi. 13 gün boyunca Türkiye’nin ruhu bile duymadan
Sovyet ve Amerikan hükümeti, Türkiye üzerine kirli bir
pazarlık yürüttü ve ABD, Kore Savaşında omuz omuza savaştığı
müttefikini o kirli, pazarlıkta hiçe sayarak Moskova’nın
önüne sürdü.
*
NE tuhaftır ki, şimdilerde benzer bir durum yine söz konusu.
ABD, bu sefer de Türkiye’nin aklını İran tehdidi ile çelip
füze savunma sistemi kurmak istiyor. Ne için? İsrail’in
güvenliği için. Dünyada herkes biliyor ki, İran’ın füzeleri
Amerikan topraklarına ulaşması mümkün değil; ama İsrail
topraklarına ulaşması mümkün! Dün bizi Sovyetler Birliği’ne
hedef yapan ABD, bugün de İran’ın hedef tahtasına koymaya
çalışıyor. Peki, yarın ABD’nin İran’la barışmayacağı ne
malum. Şah döneminde Orta Doğu’nun en güçlü ordusu İran
ordusuydu. Bu orduyu bu denli güçlü yapan ABD ve İsrail idi.
İslam Devrimiyle Şah rejimi değişmeseydi, Şahın önderliğinde
İran kiminle savaşmayı planlıyor ya da planlattırılıyordu?
Bu soruların cevabı şu an için komplo teorisi olarak
düşünülebilir; ama başta İranlılar olmak üzere bir takım
yazarlar hedefin Türkiye olduğu konusunda hemfikirler.
Lütfen hatırlayalım! Daha dün ABD, Türkiye’ye İran tehdidi
nedeniyle Patriot hava savunma sistemi satmaya çalışmamış
mıydı? Bölgede en fazla İran tehdidi altında bulunan
İsrail’e bile Washington Türkiye’ye gösterdiği kadar
hassasiyet göstermiyor.
*
ŞİMDİ soruyorum: Bizim için İran mı tehlikeli yoksa Rusya
mı? Gürcistan’da yaşanan savaştan çıkardığımız sonuç nedir?
Tüm bu sonuçları değerlendirdiğimizde farklı gerçeklere
ulaşacağımız açıktır. Türkiye’nin dış tehdit
değerlendirmesinde Rusya ve İran listenin neresinde yer
aldığı da bu füzelerin kurulması için önemli ve bir marjinal
soru daha: ABD bu füze savunma sistemini gerçekte kime karşı
kuruyor? Cevap Rusya olabilir mi? Eğer Rusya’ya karşı
Türkiye’de bir savunma sistemi kuruluyorsa, 1962 Küba Füze
Krizini Türkiye’nin bir daha yaşayacağı kuşku götürmez bir
gerçektir.
*
BÖLGEDE yaşanan stratejik savaş Ankara’dan göründüğü gibi
değil. Kimin eli kimin cebinde belirsiz. Netice itibariyle,
Türkiye, ilişkilerinde mesafeyi korumalı. Arabulucu olacağız
derken kirli bir pazarlığın konusu olmayalım. Tüm bu tarih
kokan tartışmaların bize öğrettiği ya da öğretmesi gerektiği
tek bir gerçek var: kendi hava savunma sistemini ve
füzelerini yapacak bir milli savunma sanayinin tam manasıyla
oluşturulması gereği...
|