ANA SAYFA
Barış ADIBELLİ
Video
Arşiv
Yorum
 


 
 


 

 

 



 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 

Tercüman Gazetesi, 3 Kasım 2009

SİVİL DARBENİN GÖLGESİNDE YOK OLMAKTA OLAN BİR ULUS

 

 

BARIŞ ADIBELLİ

badibelli@yahoo.com

 

Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta ziyaret ettiği dost ve kardeş ülke Pakistan’ın durumu içler açısı. Batı Asya’nın önemli askerî ve nükleer gücü olan ve aynı zamanda yeni küresel aktör adayı olarak gösterilen Hindistan’ı bölgede dengeleyen, Çin’in doğal stratejik ortağı Pakistan, bugün devlet olma vasfını giderek kaybetmeye başlamış, ülke dini gruplar ve aşiretler arasında adeta pay edilmiş durumda…

Pakistan’ı bugünkü durumuna düşüren süreç aslında ABD’deki 11 Eylül saldırılarıyla başladı. Müşerref liderliğindeki Pakistan terörle mücadelede ABD’ye destek vermekle beraber belirli bir mesafeyi de korumayı ihmal etmeyerek tam destek vermekten uzak durdu. Bu durum, Bush yönetimini oldukça rahatsız ediyordu ve her fırsatta Bush yönetimi Pakistan’ın terörizmle mücadeledeki sorumluluklarını hatırlatıyordu. Ancak General Müşerref, bölgenin ve ülkesinin genel karakterini, geleneklerini ve iç dinamiklerini oldukça yakından tanıyordu. Askerlik kariyerinde ülkenin en ücra bölgelerinde görev yapmış, kimi zaman Hindistan’la yaşanan çatışmalarda cephenin en önünde yer almış bir komutan… Dolaysıyla, ABD’nin bölgedeki politikalarını açıkça tehlikeli bir kumar olarak görüyordu. Bunların sonucunda Müşerref, ABD’nin kimi politikalarına açıkça karşı çıkıyor ve Taliban’ın özellikle Pakistan’daki köklerine karşı duyarsız kalıyordu. ABD, Afganistan’da Taliban’ın militan kanadıyla savaşıyordu. Oysa Taliban’ın “aydın” kesimi, ideologları ve teorisyenleri Pakistan’da yaşıyordu ve buradaki medreseler üzerinde Pakistan toplumu üzerinde oldukça etkiliydiler…Aslında, Bush yönetiminin dikkati bu medreselerdeydi. Fakat Pakistan’a müdahalede bulunmak için önce buna karşı koyan Müşerrefin yoldan çekilmesi gerekmekteydi. Müşerref, sadece ABD’nin terörizmle mücadelesinde değil, ABD’nin Çin’e karşı bir denge mekanizması olarak gördüğü Hindistan’ın bölgede suni bir bölgesel güç olarak yerleştirilmesine karşı Pakistan’ın sürekli bir caydırıcı unsur olarak duruyor olmasında  da etkin rol oynaması nedeniyle önemliydi. Müşerref döneminde Pakistan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olması ve Pakistan topraklarını Çin’e açarak Pekin’le ilişkileri daha da artırması, nükleer işbirliğine gitmesi, ortak askeri tatbikatlar yapması ve  ortak savaş uçağı geliştirmesi, ABD’yi çileden çıkarıyordu. ABD, Müşerrefe karşı o bilindik stratejisi olan renkli devrim girişimi kapsamında siyasetçileri, gazetecileri ve halkı kullanarak Benazir Butto aracılığıyla sivil bir darbe gerçekleştirmek isterken, beklenmedik bir suikast işleri değiştirdi. Benazir Butto  olmasa da eşi Ali Asıf Zerdari oluşan duygusal ortamdan faydalanarak koltuğa oturdu ve Pakistan’da kaos süreci başladı. Yıllarca, yurtdışında yaşamış olan Zerdari Pakistan’ın gerçeklerinden uzak ülkedeki dinamiklere ise oldukça yabancıydı.  Pakistan’da istikrar sağlanamadı…

Pakistan’daki mevcut yönetim ABD’nin desteği ile varlığına devam ediyor. Yabancı devletlerden alınan bağışlarla ekonomisini yönetmeye çalışıyor. Öteden beri, Pakistan’da dini gruplarla iktidar arasında karşılıklı saygı üzerinde mesafeli bir ilişki var. ABD, bu gerçeği göremediği için stratejilerini bu grupları dışlayarak bir grup yönetici seçkin üzerinden kuruyor. Bu durum ise, Pakistan halkını ABD’ye ve mevcut iktidara yabancılaştırıyor ve giderek dini ve aşiret kimliklerini ön plana çıkıyor. Hemen her fırsatta, yaramaz bir çocuk gibi Pakistan’ı azarlayan ve suçlayan ABD, Obama yönetimi ile birlikte Pakistan stratejisini değiştirmeye başladı. Bu kapsamda,  Dışişleri Bakanı Clinton da Başbakan Erdoğan’ın ardından Pakistan’ı ziyaret etti. Ziyareti sırasında Clinton, Pakistan’la yeni bir sayfa açmak istediklerini belirtti. Sonuç olarak, Pakistan’da durum daha da vahim bir boyut alıyor. Pakistan ordusu gelişmelerden rahatsız, 2009 başlarında bir darbe girişiminin son anda Obama tarafından önlendiğini biliyoruz. Pakistan’da muhtemel bir darbe Müşerref’i (sivil cumhurbaşkanı olarak) tekrar göreve getirebilir. Zira, her ne kadar, üst kademelerde değişiklik olsa da Pakistan ordusu hâlen büyük ölçüde hâlen ülkede bulunan Müşerrefe bağlılığını muhafaza ediyor… Üzülerek söylemek gerekirse, göz göre göre bir ulus, bir ülke eriyip yok oluyor. Türkiye, zor günlerimizde yanımızda olan kardeş Pakistan’ın bu zor dönemi atlatmasında elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Gerekirse, Türkiye, Pakistan’ın nükleer silahlarını bir şekilde güvenlik altına alınmasına yardım ederek, dünyaya karşı bir güvence oluşturabilir. Bu açıdan Pakistan’ın güvenebileceği tek ülke Türkiye’dir…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
1