|
SİVİL DARBENİN GÖLGESİNDE YOK OLMAKTA OLAN
BİR ULUS
BARIŞ ADIBELLİ
badibelli@yahoo.com
Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz hafta ziyaret
ettiği dost ve kardeş ülke Pakistan’ın durumu içler açısı.
Batı Asya’nın önemli askerî ve nükleer gücü olan ve aynı
zamanda yeni küresel aktör adayı olarak gösterilen
Hindistan’ı bölgede dengeleyen, Çin’in doğal stratejik
ortağı Pakistan, bugün devlet olma vasfını giderek
kaybetmeye başlamış, ülke dini gruplar ve aşiretler arasında
adeta pay edilmiş durumda…
Pakistan’ı bugünkü durumuna düşüren süreç
aslında ABD’deki 11 Eylül saldırılarıyla başladı. Müşerref
liderliğindeki Pakistan terörle mücadelede ABD’ye destek
vermekle beraber belirli bir mesafeyi de korumayı ihmal
etmeyerek tam destek vermekten uzak durdu. Bu durum, Bush
yönetimini oldukça rahatsız ediyordu ve her fırsatta Bush
yönetimi Pakistan’ın terörizmle mücadeledeki
sorumluluklarını hatırlatıyordu. Ancak General Müşerref,
bölgenin ve ülkesinin genel karakterini, geleneklerini ve iç
dinamiklerini oldukça yakından tanıyordu. Askerlik
kariyerinde ülkenin en ücra bölgelerinde görev yapmış, kimi
zaman Hindistan’la yaşanan çatışmalarda cephenin en önünde
yer almış bir komutan… Dolaysıyla, ABD’nin bölgedeki
politikalarını açıkça tehlikeli bir kumar olarak görüyordu.
Bunların sonucunda Müşerref, ABD’nin kimi politikalarına
açıkça karşı çıkıyor ve Taliban’ın özellikle Pakistan’daki
köklerine karşı duyarsız kalıyordu. ABD, Afganistan’da
Taliban’ın militan kanadıyla savaşıyordu. Oysa Taliban’ın
“aydın” kesimi, ideologları ve teorisyenleri Pakistan’da
yaşıyordu ve buradaki medreseler üzerinde Pakistan toplumu
üzerinde oldukça etkiliydiler…Aslında, Bush yönetiminin
dikkati bu medreselerdeydi. Fakat Pakistan’a müdahalede
bulunmak için önce buna karşı koyan Müşerrefin yoldan
çekilmesi gerekmekteydi. Müşerref, sadece ABD’nin terörizmle
mücadelesinde değil, ABD’nin Çin’e karşı bir denge
mekanizması olarak gördüğü Hindistan’ın bölgede suni bir
bölgesel güç olarak yerleştirilmesine karşı Pakistan’ın
sürekli bir caydırıcı unsur olarak duruyor olmasında da
etkin rol oynaması nedeniyle önemliydi. Müşerref döneminde
Pakistan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci üye olması
ve Pakistan topraklarını Çin’e açarak Pekin’le ilişkileri
daha da artırması, nükleer işbirliğine gitmesi, ortak askeri
tatbikatlar yapması ve ortak savaş uçağı geliştirmesi,
ABD’yi çileden çıkarıyordu. ABD, Müşerrefe karşı o bilindik
stratejisi olan renkli devrim girişimi kapsamında
siyasetçileri, gazetecileri ve halkı kullanarak Benazir
Butto aracılığıyla sivil bir darbe
gerçekleştirmek isterken, beklenmedik bir suikast işleri
değiştirdi. Benazir Butto olmasa da eşi Ali Asıf Zerdari
oluşan duygusal ortamdan faydalanarak koltuğa oturdu ve
Pakistan’da kaos süreci başladı. Yıllarca, yurtdışında
yaşamış olan Zerdari Pakistan’ın gerçeklerinden uzak
ülkedeki dinamiklere ise oldukça yabancıydı. Pakistan’da
istikrar sağlanamadı…
Pakistan’daki mevcut yönetim ABD’nin desteği
ile varlığına devam ediyor. Yabancı devletlerden alınan
bağışlarla ekonomisini yönetmeye çalışıyor. Öteden beri,
Pakistan’da dini gruplarla iktidar arasında karşılıklı saygı
üzerinde mesafeli bir ilişki var. ABD, bu gerçeği göremediği
için stratejilerini bu grupları dışlayarak bir grup yönetici
seçkin üzerinden kuruyor. Bu durum ise, Pakistan halkını
ABD’ye ve mevcut iktidara yabancılaştırıyor ve giderek dini
ve aşiret kimliklerini ön plana çıkıyor. Hemen her fırsatta,
yaramaz bir çocuk gibi Pakistan’ı azarlayan ve suçlayan ABD,
Obama yönetimi ile birlikte Pakistan stratejisini
değiştirmeye başladı. Bu kapsamda, Dışişleri Bakanı Clinton
da Başbakan Erdoğan’ın ardından Pakistan’ı ziyaret etti.
Ziyareti sırasında Clinton, Pakistan’la yeni bir sayfa açmak
istediklerini belirtti. Sonuç olarak, Pakistan’da durum daha
da vahim bir boyut alıyor. Pakistan ordusu gelişmelerden
rahatsız, 2009 başlarında bir darbe girişiminin son anda
Obama tarafından önlendiğini biliyoruz. Pakistan’da muhtemel
bir darbe Müşerref’i (sivil cumhurbaşkanı olarak) tekrar
göreve getirebilir. Zira, her ne kadar, üst kademelerde
değişiklik olsa da Pakistan ordusu hâlen büyük ölçüde hâlen
ülkede bulunan Müşerrefe bağlılığını muhafaza ediyor…
Üzülerek söylemek gerekirse, göz göre göre bir ulus,
bir ülke eriyip yok oluyor. Türkiye, zor
günlerimizde yanımızda olan kardeş Pakistan’ın bu zor dönemi
atlatmasında elinden gelen her şeyi yapmalıdır. Gerekirse,
Türkiye, Pakistan’ın nükleer silahlarını bir şekilde
güvenlik altına alınmasına yardım ederek, dünyaya karşı bir
güvence oluşturabilir. Bu açıdan Pakistan’ın güvenebileceği
tek ülke Türkiye’dir…
|