|
YEŞİL DEVRİM
Barış ADIBELLİ
badibelli@yahoo.com
4 Kasım, İran’da emperyalizm ile mücadele
günü olarak kutlanıyor. Ancak 4 Kasım dünya politikasında
önemli kılan en önemli neden 4 kasım 1979’da bir grup İranlı
öğrencinin İslam Devrimine destek verme amacıyla Tahran’da
Amerikan elçiliğini işgal ederek buradaki 53 Amerikalı 444
gün boyunca rehin tutmalarıdır. Amerikan ordusu rehineleri
kurtarmak için operasyon yaptı ancak iki helikopter düştü ve
8 Amerikalı ve bir de İranlı sivil öldü. Cezayir’de 19 Ocak
1981’de varılan anlaşma sonucu İran rehineleri serbest
bırakmayı kabul etti. Ertesi gün yeni seçilen Reagan’ın
yemin etmesinden birkaç dakika sonra rehineler serbest
bırakıldı. Jimmy Carter’ın Kasım 1980’deki başkanlık
seçiminin kaybetmesinin nedeni de bu rehine krizi olmuştur.
Devrim, İran’da giderek anlamını yitirmeye
başlamışken Bush yönetimi yeniden canlandırdı. Reformcuların
güçlü olduğu bir dönemde ABD, İran’ı hedef tahtasına koyarak
Batı ile daha yakın ilişkileri savunan reformcuların sandığa
gömülmesine neden oldu. Gerekçe ise ABD’nin kendisine düşman
arayışıydı. Ahmedinejad iktidarından en son şikâyet edecek
ülke maalesef ABD’dir. Obama iktidara gelir gelmez İran
konusunda selefi Bush ile aynı çizgide olmadığını göstermesi
ve İslam dünyasına dostluk elini uzatması İran tarafında da
olumlu karşılanmıştı; ancak yine de muhafazakâr mollalar
temkini elden bırakmayarak Obama’nın da diğer liderlerden
farklı olmadığını sürekli işlemeye başladılar. Gerçekten de
Haziran 2009’da İran’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin
ardından ortaya çıkan kitlesel protesto hareketleri, bu
mollaları haklı çıkarmıştı. Muhalefetin yaptığı sokak
gösterilerine Obama yönetimi tam destek vererek aslında
büyük bir çelişki sarmalı içerisinde olduklarını da
göstermiş oluyordu. Değişim sloganıyla yola çıkan Obama,
başta Bush yönetiminin meşhur stratejisi olan Renkli
Devrim politikasından vazgeçeceğinin sinyalini
veriyordu; fakat gelinen noktada Obama yönetimi, halkın alet
edildiği bu kirli diplomasiyi İran’da tekrar yürürlüğe
sokmaya çalıştı. Bir başka deyişle ortaya çıkan fırsatı
değerlendirmeye gayret ederek Yeşil Devrimi
gerçekleştirmeye çalıştı. Aslında, Obama yönetiminin
önündeki belki de en büyük açmazlardan birsi Bush
yönetiminin hayaletinin bir türlü üzerlerinden gitmemesiydi.
Öyle ki, hâlen Bush kabinesinin Savunma Bakanı Gates görev
başında ve Obama yönetimi, yerine uygun bir savunma bakanı
getiremedi. Yeni yönetimler iş başına geldiğinde ulusal
savunma gibi konularda görev yapmakta olan eski
yöneticilerin bir süreliğine yerlerinde kalması doğaldır.
Yeni yönetim işleri öğrenene kadar bu böyle sürer, ancak
temel sorun bu geçici durumun sürekli hâl almasıdır. Bu da
bizlere gösteriyor ki ABD’nin ulusal savunması hâlen yeni
muhafazakârların elinde bulunmaktadır.
İran’ın nükleer programıyla ortaya çıkan kriz
hız kesmeden farklı boyutlar alıyor, ama bu krizden orta
vadede İran kârlı çıkıyor gibi görünüyor. ABD ile yaşadığı
sürtüşmesi İran’ı Çin ve Rusya nezdinde itibarlı bir dost ve
ortak yaptı. İran dış politikası açısından mihver politikası
pek de yabancı değil. Geçmişte, Şah döneminde İran’ın en
önemli müttefikleri ABD ve İsrail’di. Bugün ise İran’ın en
önemli müttefikleri Rusya ve Çin. Her iki ülke de Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinde ABD’nin başını çektiği İran’a
yaptırımların getirilmesini savunan cepheye karşı İran’ın
yanında duruyor. ABD’nin İran’a karşı politikası İran’a
nükleer silahtan öte çok daha önemli bir şey kazandırmıştır;
o da İran’ın son yıllarda zayıflamaya başlayan rejimi ile
güç kaybeden devrim dinamizmini yeniden canlandırmasıdır.
Devrim, İslami temellerin yanında İran milliyetçiliği ile de
beslenerek güçlenmeye başladı. Sürekli devrim söylemini
canlı tutan dinamiklere son dönemde İran milliyetçiliğinin
de eklenmesi aslında ABD’nin İran’da milliyetçi ortamın
yeşermesi için uygun koşulların oluşmasını sağlamasından
gelmektedir….
|