ANA SAYFA
Barış ADIBELLİ
Video
Arşiv
Yorum
 


 
 


 

 

 



 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 

Tercüman Gazetesi, 1 Aralık 2009

 

ÇİN VE RUSYA’NIN İRAN MANEVRASI

Barış Adıbelli

badibelli@yahoo.com

Geçtiğimiz günlerde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı  Yönetim Kurulu, Kum kentinde uranyum zenginleştirmek üzere gizli inşa ettiği nükleer tesisten dolayı İran'ı kınayan bir karar tasarısını onayladı. Tasarı, aralarında Türkiye'nin de olduğu yönetim kurulu üyelerinden 34'ünün katıldığı oylamada, 25 oyla kabul edilirken, Türkiye ‘çekimser’ kaldı. Azerbaycan ise toplantıya katılmadı. Karar tasarısında İran yönetimi, taraf olduğu Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması (NPT) ve kapsamlı nükleer güvence denetimleri anlaşmasına aykırı hareket ederek Kum kenti yakınında uranyum zenginleştirmek üzere inşa ettiği yeni bir nükleer tesisin varlığını Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na zamanında bildirmemekle suçlanıyor ve  yaptırım uygulanması için konunun Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşınması talebi yer alıyor. Aynı zamanda bu karar, Atom Enerjisi Ajansı’nın son 4 yılda İran aleyhinde aldığı ilk karar tasarısı. İran ise, karar tasarısının, siyasi amaçlar için, İran'ın tüm işbirliğine rağmen ele alındığını belirterek kararın, müzakerelerdeki olumlu havayı bozacağı konusunda uyarıda bulundu. Karardan en fazla mutlu olan taraf Amerikan tarafı oldu. Beyaz Saray tasarının kabul edilmesinin ardında yaptığı açıklamada kabul edilen tasarının uluslar arası kamuoyunun İran konusunda görüş birliği içinde olduğunu gösterdiğini ve İran’ın  nükleer programı konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için zamanın azaldığının altını çizdi.

Tasarının kabul edilmesinde belki de en dikkat çekici husus Rusya ve Çin’in bu tasarıya olumlu oy vermeleri olmuştur. İran’ın nükleer programını başlatmasından itibaren ortaya çıkan süreçte Rusya ve Çin, ABD baskısına karşı en önemli direnç noktaları olmuştur. Bush yönetiminin İran’a karşı bir askeri operasyonu sürekli gündemde tutması ve bunu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden geçirmeye çalışması her defasında Rusya-Çin vetosuna takılmıştır. Rusya’nın İran’a karşı tutumu daha çok siyasi olurken, Çin’in ise tutumu enerji üzerinden şekillenmiştir. Moskova, İran üzerinden Batılı güçlerin diğer ülkelere dayatmalarına karşı bir duruş gerçekleştirerek, dünyanın geri kalanının özellikle de az gelişmiş ülkelerin sempatilerini kazanmak istiyor. Bu istek aslında Rusya’nın Putin’le birlikte yakalamış olduğu dünya gücü pozisyonuna da uygun ve beklenilen bir davranış olarak görülmektedir. Daha spesifik bakıldığında ise, Moskova, Orta Doğu’da ve özellikle İslami grupların üzerinde olan etkisi nedeniyle İran’ın  bu konumundan faydalanmak istiyor. Bu bağlamda, Rusya’nın  Suriye ile üs anlaşması yapması Rusya’nın bölgede oynamak istediği rol açısından dikkat çekicidir.   Tarihsel süreç içerisinde bakıldığında Moskova ile pek de yıldız barışmayan İran’ın bugünlerde en yakın dostu bu eski düşmanı…

Rusya’nın aksine İran, Çin açısından güvenli enerjinin temin edilebileceği ve ABD’yi Orta Doğu’da oyalayabilecek bir ülke. Öte taraftan, Çin açısından İran, gerçekleştirmiş olduğu siyasi devrim açısından Batı tarafından dışlanması bakımından 1950’lerde benzer bir  durumu yaşamış olan Çin’e benzemektedir. Ancak Çin’in İran politikası Rusya’ya nispeten daha somut ve pratik olması bakımından önemlidir. Rusya, uluslararası toplumun baskısını ensesinde hissettiği an İran’dan desteğini çekmekte tereddüt göstermezken, Çin, İran’a sonuna kadar destek vermektedir. Çin’in bu desteğini en iyi Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 2005 yılındaki Astana zirvesinde  İran’ın gözlemci üye sıfatıyla örgüte üye kabul edilmesinde oynadığı rolde görülmektedir. Temel felsefesini  küresel barış ve bölgesel istikrar ve güvenliğin oluşturduğu, Rusya ve Çin gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik  Konseyinin daimi iki üyesinin içinde bulunduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’nün ABD tarafından uluslararası barış, güvenlik ve istikrara en önemli tehdit olarak görülen İran’ı gözlemci üye olarak kabul etmesi açıkça ABD’ye bir meydan okuma olmuştur. 2005 yılında Çin’in bu girişiminin ardından dünyada İran’a karşı bakış hızla değişmiş ve ABD giderek İran konusunda uluslararası kamuoyunun desteğini kaybetmiştir. Kuşkusuz, İran’ın giderek dünyada destek bulur hale gelmesinde ABD’nin çifte standardı etkili olmuştur. ABD, Asya’nın doğu ucunda hemen her gün füze fırlatan nükleer silahlara sahip Kuzey Kore’yi görmezlikten gelirken, Asya’nın batısındaki İran’ın söylentiden öte hiçbir kanıt bulunmayan nükleer silah edineceği iddiaları üzerine fırtına koparması, Washington yönetiminin İran’ı sadece enerji ve İsrail’in bekası için gündemine aldığını düşündürmektedir. ABD’nin İran politikası inandırıcılığı o derece kaybetmiş durumda ki, NATO üyesi ve sıkı bir Amerikan müttefiki olan Türkiye bile bu son karar tasarısına çekimser oy kullanmıştır. Bu çizilen tablodan anlaşılan mesaj oldukça net; Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde büyük ihtimalle bu tasarıyı veto edecek. Genelde, her iki ülke de uluslar arası toplumla uyum, işbirliği  ve birlikte hareket etme ilkelerini çiğnememek için zaman zaman bu tip diplomatik kararların altına imza atmaktadırlar. Ancak bu imza diplomatik manevranın ötesinde bir anlam içermemektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
1