|
ÇİN VE RUSYA’NIN İRAN MANEVRASI
Barış Adıbelli
badibelli@yahoo.com
Geçtiğimiz günlerde, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı
Yönetim Kurulu, Kum kentinde uranyum zenginleştirmek üzere
gizli inşa ettiği nükleer tesisten dolayı İran'ı kınayan bir
karar tasarısını onayladı. Tasarı, aralarında Türkiye'nin de
olduğu yönetim kurulu üyelerinden 34'ünün katıldığı
oylamada, 25 oyla kabul edilirken, Türkiye ‘çekimser’ kaldı.
Azerbaycan ise toplantıya katılmadı. Karar tasarısında İran
yönetimi, taraf olduğu Nükleer Silahların Yayılmasının
Önlenmesi Antlaşması (NPT) ve kapsamlı nükleer güvence
denetimleri anlaşmasına aykırı hareket ederek Kum kenti
yakınında uranyum zenginleştirmek üzere inşa ettiği yeni bir
nükleer tesisin varlığını Uluslararası Atom Enerjisi
Ajansı’na zamanında bildirmemekle suçlanıyor ve yaptırım
uygulanması için konunun Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyi'ne taşınması talebi yer alıyor. Aynı zamanda bu
karar, Atom Enerjisi Ajansı’nın son 4 yılda İran aleyhinde
aldığı ilk karar tasarısı. İran ise, karar tasarısının,
siyasi amaçlar için, İran'ın tüm işbirliğine rağmen ele
alındığını belirterek kararın, müzakerelerdeki olumlu havayı
bozacağı konusunda uyarıda bulundu. Karardan en fazla mutlu
olan taraf Amerikan tarafı oldu. Beyaz Saray tasarının kabul
edilmesinin ardında yaptığı açıklamada kabul edilen
tasarının uluslar arası kamuoyunun İran konusunda görüş
birliği içinde olduğunu gösterdiğini ve İran’ın nükleer
programı konusundaki yükümlülüklerini yerine getirmesi için
zamanın azaldığının altını çizdi.
Tasarının kabul edilmesinde belki de en dikkat çekici husus
Rusya ve Çin’in bu tasarıya olumlu oy vermeleri olmuştur.
İran’ın nükleer programını başlatmasından itibaren ortaya
çıkan süreçte Rusya ve Çin, ABD baskısına karşı en önemli
direnç noktaları olmuştur. Bush yönetiminin İran’a karşı bir
askeri operasyonu sürekli gündemde tutması ve bunu Birleşmiş
Milletler Güvenlik Konseyinden geçirmeye çalışması her
defasında Rusya-Çin vetosuna takılmıştır. Rusya’nın İran’a
karşı tutumu daha çok siyasi olurken, Çin’in ise tutumu
enerji üzerinden şekillenmiştir. Moskova, İran üzerinden
Batılı güçlerin diğer ülkelere dayatmalarına karşı bir duruş
gerçekleştirerek, dünyanın geri kalanının özellikle de az
gelişmiş ülkelerin sempatilerini kazanmak istiyor. Bu istek
aslında Rusya’nın Putin’le birlikte yakalamış olduğu dünya
gücü pozisyonuna da uygun ve beklenilen bir davranış olarak
görülmektedir. Daha spesifik bakıldığında ise, Moskova, Orta
Doğu’da ve özellikle İslami grupların üzerinde olan etkisi
nedeniyle İran’ın bu konumundan faydalanmak istiyor. Bu
bağlamda, Rusya’nın Suriye ile üs anlaşması yapması
Rusya’nın bölgede oynamak istediği rol açısından dikkat
çekicidir. Tarihsel süreç içerisinde bakıldığında Moskova
ile pek de yıldız barışmayan İran’ın bugünlerde en yakın
dostu bu eski düşmanı…
Rusya’nın aksine İran, Çin açısından güvenli enerjinin temin
edilebileceği ve ABD’yi Orta Doğu’da oyalayabilecek bir
ülke. Öte taraftan, Çin açısından İran, gerçekleştirmiş
olduğu siyasi devrim açısından Batı tarafından dışlanması
bakımından 1950’lerde benzer bir durumu yaşamış olan Çin’e
benzemektedir. Ancak Çin’in İran politikası Rusya’ya
nispeten daha somut ve pratik olması bakımından önemlidir.
Rusya, uluslararası toplumun baskısını ensesinde hissettiği
an İran’dan desteğini çekmekte tereddüt göstermezken, Çin,
İran’a sonuna kadar destek vermektedir. Çin’in bu desteğini
en iyi Şanghay İşbirliği Örgütü’nün 2005 yılındaki Astana
zirvesinde İran’ın gözlemci üye sıfatıyla örgüte üye kabul
edilmesinde oynadığı rolde görülmektedir. Temel felsefesini
küresel barış ve bölgesel istikrar ve güvenliğin
oluşturduğu, Rusya ve Çin gibi Birleşmiş Milletler Güvenlik
Konseyinin daimi iki üyesinin içinde bulunduğu Şanghay
İşbirliği Örgütü’nün ABD tarafından uluslararası barış,
güvenlik ve istikrara en önemli tehdit olarak görülen İran’ı
gözlemci üye olarak kabul etmesi açıkça ABD’ye bir meydan
okuma olmuştur. 2005 yılında Çin’in bu girişiminin ardından
dünyada İran’a karşı bakış hızla değişmiş ve ABD giderek
İran konusunda uluslararası kamuoyunun desteğini
kaybetmiştir. Kuşkusuz, İran’ın giderek dünyada destek bulur
hale gelmesinde ABD’nin çifte standardı etkili olmuştur.
ABD, Asya’nın doğu ucunda hemen her gün füze fırlatan
nükleer silahlara sahip Kuzey Kore’yi görmezlikten gelirken,
Asya’nın batısındaki İran’ın söylentiden öte hiçbir kanıt
bulunmayan nükleer silah edineceği iddiaları üzerine fırtına
koparması, Washington yönetiminin İran’ı sadece enerji ve
İsrail’in bekası için gündemine aldığını düşündürmektedir.
ABD’nin İran politikası inandırıcılığı o derece kaybetmiş
durumda ki, NATO üyesi ve sıkı bir Amerikan müttefiki olan
Türkiye bile bu son karar tasarısına çekimser oy
kullanmıştır. Bu çizilen tablodan anlaşılan mesaj oldukça
net; Rusya ve Çin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinde
büyük ihtimalle bu tasarıyı veto edecek. Genelde, her iki
ülke de uluslar arası toplumla uyum, işbirliği ve birlikte
hareket etme ilkelerini çiğnememek için zaman zaman bu tip
diplomatik kararların altına imza atmaktadırlar. Ancak bu
imza diplomatik manevranın ötesinde bir anlam
içermemektedir.
|