ANA SAYFA
Barış ADIBELLİ
Video
Arşiv
Yorum
 


 
 


 

 

 



 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 

Tercüman Gazetesi, 24 Kasım 2009

 

OBAMA, ÇİN SEDDİ’Nİ AŞAMADI

Barış Adıbelli

badibelli@yahoo.com

 

Başkanlık makamında bir yılını dolduran Obama, seçim zaferinin ilk yıldönümünü Asya’ya yaptığı tarihi ziyarette geçirdi. Kuşkusuz, bu ziyaretin iki önemli ayağını oluşturan Japonya ve Çin, kısa vadede Amerikan dış politikasının yeniden yapılandırılması açısından önemliydi. ABD’nin ezeli rakibi Sovyetler Birliği’nin 1991’de dağılmasının ardından başlayan Soğuk Savaş sonrası dönem için bir takım Amerikalı yazarlar, Washington yönetimi için yeni bir yol haritası belirledi. Bu yol haritalarının en meşhuru Zbigniew Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası isimli kitabında topladığı görüşleriydi. Kısaca, Brzezinski, Soğuk Savaşın sına ermesinin ardından bu savaşı kazanan ABD için yeraltı ve yerüstü kaynaklar açısından, enerji açısından ve insan kaynakları açısında dünyanın en zengin coğrafyası olan Avrasya’yı bir “savaş ganimeti” olarak takdim etmişti. Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasından sonra sahipsiz kalan bu coğrafyaya ABD, Clinton yönetimi döneminde Brzezinski’nin telkinlerini uyarak talip oldu. Açıkçası, ABD’nin karşısına o dönem ne Rusya, ne de Çin çıkacak veya meydan okuyacak durumda değildi. 2000’de Bush yönetimi iktidara geldiğinde ABD hiper güç olmanın keyfini çıkarıyordu. Bu bağlamda, daha çok Çin’le yaşanan ticari sorunlar Bush yönetiminin ilk dış politika hedefi olmuştu. Fakat 11 Eylül 2001’de yaşanan terör saldırıları ABD’yi daha Orta Doğu merkezli bir dış politika ve güvenlik stratejisi izlemeye itti. Bu dönem, ABD için olağan üstü şartların mevcut olduğu bir dönemdi. Ancak Washington yönetimi bu olağanüstü dönemi “olağanlaştırarak” gündelik hâle getirdi. Bu durum, Amerikan dış politikasına oldukça zarar verdi. Küresel düzeyde hareket etmeye alışmış bir devlet Orta Doğu bölgesine sıkışıp kaldı. Tüm bu süreç içerisinde ABD’nin dışında bölgesel ve küresel düzeyde bir takım gelişmeler oldu. Dahası Brzezinski’nin çizmiş olduğu Avrasya merkezli dış politika hedefi de tamamen ortadan kalktı. 2005 yılında Bush yönetimi yaptığı hatayı anladığında iş işten çoktan geçmişti. Apar topar çıktığı Asya ziyaretinde Çin’i ziyaret eden Bush burada pek fazla sıcak karşılanmadı ve gezisi tamamıyla fiyasko ile sonuçlandı. Buna rağmen Bush, Avrasya coğrafyasında Amerikan yüzyılının bittiğini bir türlü kabul etmiyordu…Oysa Çin ve Rusya, bölgeye çoktan yerleşmişlerdi…

 

Obama iktidara geldiğinde Bush yönetiminin görmediği veya görmek istemediği bir takım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı. Bu gerçeklerin başında ABD’nin küresel nüfuzunun oldukça büyük hasar aldığı ve Amerikan yüzyılının çökmekte olduğu geliyordu. ABD, Rusya ve Çin’den oluşan büyük bir buz kütlesine çarpmış ve tıpkı Titanik gibi okyanusun derinliklerine doğru batmaktaydı. Obama, usta bir kaptan edasıyla rotasından sapan gemisini tekrar Brzezinski’nin çizmiş olduğu Avrasya rotasına çevirdi. Ancak Brzezinski, kitabında bir başka şey daha söylemişti ve bu uzun zaman satırlar arasında kalmıştı. Brzezinski, Avrasya’nın sadece zenginliklerinden bahsetmemişti, aynı zamanda Avrasya coğrafyasının ABD’nin küresel hâkimiyetine meydan okuyacak güçlerin de anavatanı olduğundan da bahsediyordu. Obama yönetimi, bu gerçeği en iyi gören yönetim unvanını almayı da hak etmişti. Obama, tehlikenin farkındaydı. Gerçektende, ABD’ye 21.yüzyılda meydan okuyacak güç olan Çin Avrasya’dan çıkıyordu. Çin, hem Orta Asya’da hem de Pasifik bölgesinde giderek artan etkisi ABD’yi köşeye sıkıştırıyordu. Açıkça söylenmese de Obama yönetiminin umudu  ABD’nin geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney Kore… Obama, Japonya ziyaretinde Japon imparatorunu selamlarken önünde gereğinden fazla eğilmesi Washington’un Tokyo’ya ne denli ihtiyacı olduğunun bir göstergesiydi. Obama, Japonya’daki gibi olmasa da Çin’de de benzer selamlama tavrını sürdürdü. Çin başbakanı ile tokalaşırken göstermiş olduğu çekingen ve kendinden emin olmayan tavrı gözlerden kaçmadı. Afganistan, Pakistan, İran, Myanmar (Burma),Kuzey Kore ve Darfur gibi siyasi konularda ve ekonomik ve ticari konularda Obama Çin’in desteğini alamadı. Maalesef Obama da tıpkı Bush gibi Asya ziyaretinden ülkesine eli boş döndü. Her zamanki gibi yine bu ziyaretten en kârlı ülke Çin çıktı. Çin, artık dünya siyasetinde göz önünde bulundurulması gereken önemli bir siyasi odak merkezi haline geldi. OECD’nin (Uluslararası Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) yayınladığı son raporda Çin’in 2010 yılında yüzde sekizlik bir büyüme sağlayacağı öngörülüyor. Aynı raporda ABD için  ise 2010’da yüzde ikilik bir büyüme öngörülüyor. Dolaysıyla, Çin, sadece siyasi değil aynı zamanda ekonomik açıdan da bir odak merkezi hâline geliyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
1