|
OBAMA, ÇİN SEDDİ’Nİ AŞAMADI
Barış Adıbelli
badibelli@yahoo.com
Başkanlık makamında bir yılını dolduran
Obama, seçim zaferinin ilk yıldönümünü Asya’ya yaptığı
tarihi ziyarette geçirdi. Kuşkusuz, bu ziyaretin iki önemli
ayağını oluşturan Japonya ve Çin, kısa vadede Amerikan dış
politikasının yeniden yapılandırılması açısından önemliydi.
ABD’nin ezeli rakibi Sovyetler Birliği’nin 1991’de
dağılmasının ardından başlayan Soğuk Savaş sonrası dönem
için bir takım Amerikalı yazarlar, Washington yönetimi için
yeni bir yol haritası belirledi. Bu yol haritalarının en
meşhuru
Zbigniew Brzezinski’nin Büyük Satranç Tahtası isimli
kitabında topladığı görüşleriydi. Kısaca, Brzezinski, Soğuk
Savaşın sına ermesinin ardından bu savaşı kazanan ABD için
yeraltı ve yerüstü kaynaklar açısından, enerji açısından ve
insan kaynakları açısında dünyanın en zengin coğrafyası olan
Avrasya’yı bir “savaş ganimeti” olarak takdim etmişti.
Sovyetler Birliği’nin ortadan kalkmasından sonra sahipsiz
kalan bu coğrafyaya ABD, Clinton yönetimi döneminde
Brzezinski’nin telkinlerini uyarak talip oldu. Açıkçası,
ABD’nin karşısına o dönem ne Rusya, ne de Çin çıkacak veya
meydan okuyacak durumda değildi. 2000’de Bush yönetimi
iktidara geldiğinde ABD hiper güç olmanın keyfini
çıkarıyordu. Bu bağlamda, daha çok Çin’le yaşanan ticari
sorunlar Bush yönetiminin ilk dış politika hedefi olmuştu.
Fakat 11 Eylül 2001’de yaşanan terör saldırıları ABD’yi daha
Orta Doğu merkezli bir dış politika ve güvenlik stratejisi
izlemeye itti. Bu dönem, ABD için olağan üstü şartların
mevcut olduğu bir dönemdi. Ancak Washington yönetimi bu
olağanüstü dönemi “olağanlaştırarak” gündelik hâle getirdi.
Bu durum, Amerikan dış politikasına oldukça zarar verdi.
Küresel düzeyde hareket etmeye alışmış bir devlet Orta Doğu
bölgesine sıkışıp kaldı. Tüm bu süreç içerisinde ABD’nin
dışında bölgesel ve küresel düzeyde bir takım gelişmeler
oldu. Dahası Brzezinski’nin çizmiş olduğu Avrasya merkezli
dış politika hedefi de tamamen ortadan kalktı. 2005 yılında
Bush yönetimi yaptığı hatayı anladığında iş işten çoktan
geçmişti. Apar topar çıktığı Asya ziyaretinde Çin’i ziyaret
eden Bush burada pek fazla sıcak karşılanmadı ve gezisi
tamamıyla fiyasko ile sonuçlandı. Buna rağmen Bush, Avrasya
coğrafyasında Amerikan yüzyılının bittiğini bir türlü kabul
etmiyordu…Oysa Çin ve Rusya, bölgeye çoktan yerleşmişlerdi…
Obama iktidara
geldiğinde Bush yönetiminin görmediği veya görmek istemediği
bir takım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldı. Bu
gerçeklerin başında ABD’nin küresel nüfuzunun oldukça büyük
hasar aldığı ve Amerikan yüzyılının çökmekte olduğu
geliyordu. ABD, Rusya ve Çin’den oluşan büyük bir buz
kütlesine çarpmış ve tıpkı Titanik gibi okyanusun
derinliklerine doğru batmaktaydı. Obama, usta bir kaptan
edasıyla rotasından sapan gemisini tekrar Brzezinski’nin
çizmiş olduğu Avrasya rotasına çevirdi. Ancak Brzezinski,
kitabında bir başka şey daha söylemişti ve bu uzun zaman
satırlar arasında kalmıştı. Brzezinski, Avrasya’nın sadece
zenginliklerinden bahsetmemişti, aynı zamanda Avrasya
coğrafyasının ABD’nin küresel hâkimiyetine meydan okuyacak
güçlerin de anavatanı olduğundan da bahsediyordu. Obama
yönetimi, bu gerçeği en iyi gören yönetim unvanını almayı da
hak etmişti. Obama, tehlikenin farkındaydı. Gerçektende,
ABD’ye 21.yüzyılda meydan okuyacak güç olan Çin Avrasya’dan
çıkıyordu. Çin, hem Orta Asya’da hem de Pasifik bölgesinde
giderek artan etkisi ABD’yi köşeye sıkıştırıyordu.
Açıkça söylenmese de Obama yönetiminin
umudu ABD’nin geleneksel müttefikleri Japonya ve Güney
Kore… Obama, Japonya ziyaretinde Japon imparatorunu
selamlarken önünde gereğinden fazla eğilmesi Washington’un
Tokyo’ya ne denli ihtiyacı olduğunun bir göstergesiydi.
Obama, Japonya’daki gibi olmasa da Çin’de de benzer
selamlama tavrını sürdürdü. Çin başbakanı ile tokalaşırken
göstermiş olduğu çekingen ve kendinden emin olmayan tavrı
gözlerden kaçmadı. Afganistan, Pakistan, İran, Myanmar
(Burma),Kuzey Kore ve Darfur gibi siyasi konularda ve
ekonomik ve ticari konularda Obama Çin’in desteğini alamadı.
Maalesef Obama da tıpkı Bush gibi Asya ziyaretinden ülkesine
eli boş döndü. Her zamanki gibi yine bu ziyaretten en kârlı
ülke Çin çıktı. Çin, artık dünya siyasetinde göz önünde
bulundurulması gereken önemli bir siyasi odak merkezi haline
geldi. OECD’nin (Uluslararası
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı) yayınladığı son
raporda Çin’in 2010 yılında yüzde sekizlik bir büyüme
sağlayacağı öngörülüyor. Aynı raporda ABD için ise 2010’da
yüzde ikilik bir büyüme öngörülüyor. Dolaysıyla, Çin, sadece
siyasi değil aynı zamanda ekonomik açıdan da bir odak
merkezi hâline geliyor.
|