ANA SAYFA
Barış ADIBELLİ
Video
Arşiv
Yorum
 


 
 


 

 



 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 


 
 
 
 
 

Türkiye-Japonya İlişkileri ve Japonya’nın Yeni Orta Doğu Açılımı

 

-8 Haziran tarihleri arasında ilk kez bir Türk cumhurbaşkanı Japonya’ya üst düzeyde bir ziyaret gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e bu ziyaretinde çok sayıda bakan ve işadamı eşlik etti. Abdullah Gül, Tokyo’da İmparator Akihito, Başbakan Yasuo Fukuda ve Senato başkanı Satsuki  Eda ile görüştü.

İlişkilerin öncelikle ekonomik boyutuna bakıldığında; 2007 yılında Türkiye ile Japonya arasındaki ticaret hacminin 3.9 milyara dolara ulaştığı fakat bunun 3.7 milyar dolarlık kısmının Japonya’nın Türkiye’ye yaptığı ihracatın oluşturduğu dikkat çekmektedir. Bu tablo karşısında, Türkiye’nin hâlihazırda en önemli ticaret kalemi olan tarım ürünlerinin dışında Japonya ile turizm alanındaki ilişikleri geliştirerek en azından ticaret hacmini nispeten kendi lehine çevirmesi mümkün görünmektedir. Japonya Türkiye’deki yatırımları çerçevesinde son olarak İstanbul Boğazı’nın iki yakasını birbirine bağlayacak tüp geçit projesini üstlenmiştir. Japonya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tomohiko Taniguchi, Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyaretinde ağırlıklı olarak iki ülke arasındaki ticaret ve yatırım konularının elen alındığını belirtmiştir. Japonya’da her 5 yılda bir düzenlenen Ertuğrul faciasını anma törenlerinde şehit olan 580 Türk askeri de anıldı. Bilindiği üzere Ertuğrul firkateyni 1890 yılında çıkan bir tayfun sonucu batmıştı. Burada hayatını kaybeden askerler için Kuşimoto’da bir anıt yapılmıştı. Cumhurbaşkanı gül bu anıtı ziyaret ederek anma törenine katıldı.

Cumhurbaşkanı Gül için Japonya’nın pek de yabancı bir ülke olduğu söylenemez. Gül, dışişleri bakanı olduğu dönemde de Japonya’ya ayrı bir önem vermekteydi ve bu kapsamda 2007 yılında 5 günlük bir resmî gezi için bu ülkeye gitmişti. Ziyaret esnasında Japonya’nın gündemi de oldukça hareketliydi. Japonya’ya Çin Devlet Başkanı tarafından tarihî bir ziyaret gerçekleştirilmiş ve G-8 Zirvesi’ne ev sahipliği yapmaya hazırlanıyordu. Cumhurbaşkanı Gül, Japonya Başbakanı ile görüşmesinin ardında yaptığı açıklamada Türkiye’nin doğu ile yeni bir ortaklık arayışı içerisinde olduğunu ifade etti. Japon Başbakan da ülkesinin Orta Doğu’dan Orta Asya’ya uzanan coğrafyada Türkiye’nin istikrarın sağlanmasında ve kalkınmada oynadığı önemli rolün farkında olduğunun altını çizdi. Türkiye-Japonya ilişkilerinin  ve bu ziyaretin arka planının ipuçları belki de en iyi Japon Başbakanın açıklamasıyla vermiş oldu.. Her iki lider de uluslararası sorunlar karşısında ikili ilişkilerin ötesinde yeni bir işbirliği kurulması üzerinde görüş birliğine vardılar.

Gezinin diğer önemli bir yansıması ise, Japon kamuoyunun özellikle Türkiye’deki iç siyasi gelişmelere olan yakın ilgisiydi. Türkiye’deki cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve iktidar partisinin kapatılma istemi Japon basınında geniş yer almıştı. Türkiye ile Japonya arasında büyük bir coğrafi uzaklık olmasına rağmen iki ülke halkı arasındaki geçmişten  gelen dostluk, bu mesafeyi azaltmıştır.. Ancak Japonya’nın son dönemde Türkiye’ye duyduğu ilgide sadece nostaljiye bağlanamaz. Son iki yıldan beri Japon dış politikasında yaşanan gelişmelerin bunda önemli bir payı vardır. ABD’de yaşanan 11 Eylül saldırıları ve buna bağlı olarak uluslararası sistemde giderek artan militarist eğilim ve tehditlerin içerik değiştirmesi, dünya ülkelerini de harekete geçirerek ulusal tehdit ve güvenlik algılamalarını yeniden düzenlemelerine neden olmuştur. Son günlerde, başta Çin, Hindistan ve Japonya olmak üzere Asya’dan gelen yoğun petrol talebi, dünyada petrol fiyatlarının yeniden tavan yapmasına neden olmuş, bu da pek çok ülke için enerji güvenliğinin önemini yeniden gündeme getirmiştir.

Dünyanın ikinci büyük ekonomisi olan Japonya’da, Çin ve Hindistan gibi enerjiye olan bağımlılık giderek artmaktadır. Asya ülkeleri gibi Japonya da enerjisinin büyük bir kısmını Orta Doğu bölgesinden temin etmektedir. Bir ada ülkesi olan Japonya, dış dünya ile ilişkilerini tamamen deniz yolları üzerinden yürütmekte, bu da kendisini denizyolları üzerinde etkin olan Çin, Hindistan ve ABD’ye karşı kırılgan hale getirmektedir. Oysa, Şinzo Abe ile birlikte daha bağımsız bir dış politikaya yönelen ve Yasuo Fukuda ile iyice belirginleşen bu yeni dönem, ABD’yle ilişkilerde daha bağımsız bir hareket tarzını öngörüyordu. Ancak Japonya, enerjisinin büyük bir bölümünü temin ettiği Orta Doğu bölgesindeki Amerikan etkisini de dikkate alarak, çatışmacı bir politikaya neden olacak bireysel bir hareket tarzı yerine mevcut ittifak ilişiklerini muhafaza ederek yeni bölgesel işbirlikleri arayışına girmeyi tercih etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bugüne, kıta (Asya) politikası bulunmayan Japonya’nın Başbakan Koizumu döneminde Orta Asya’ya ilgisi gözden kaçmamıştır. Diğer taraftan, 11 Eylül saldırılarının ardından başlayan süreçte Vaşington yönetimi Japonya’ya yeni güvenlik oluşumunda özel bir yer vermiştir. Orta Doğu’ya odaklanan ABD’nin Uzakdoğu’da etkinliğin giderek kaybetmesi, buna karşılık Çin’in bölgedeki etkinliğinin artması, Japonya’nın yeni güç mücadelesinde ABD için önemini daha da artırmıştır.

Japonya, tıpkı Çin gibi enerji temin merkezlerini çoğaltmak istemektedir. Bu bağlamda, Orta Asya, Hazar ve Orta Doğu bölgeleri önem kazanmaktadır. Japonya, bu bölgelerde hem ticaretini, hem de enerji teminini güvence altına alabilmek için ekonomik ve siyasi açıdan etkin olması gerektiğinin farkındadır ve bu çerçevede önüne İran, İsrail Yunanistan ve Türkiye seçenekleri çıkmıştır. Ancak bu ülkelerle güçlendireceği ilişkilerin her birinin bazı maliyetleri bulunmaktadır. Örneğin İran ile Japonya’nın bölgede bir işbirliğine girmesi ve ortak enerji politikası oluşturarak İran’ın Çin-Rus ekseninin parçası haline gelmesi, ABD’nin karşı cephesinde yer alacak olması nedeniyle Japonya için mümkün görülmemektedir. Japonya Orta Doğu açılımında, ABD ile çeşitli vesilelerle imzaladığı ve yaklaşık 60 yıldır yürürlükte olan güvenlik anlaşmaları nedeniyle, şimdilik ABD’nin küresel veya bölgesel çıkarlarıyla çatışmaktan uzak durması gerekmektedir. Bu nedenle, İran, Japonya için kârlı bir pazar olsa dahi, Tokyo yönetimi geniş bir perspektiften baktığında böyle bir ortaklığın orta vadede büyük maliyetlerinin olacağının farkındadır. İsrail ise, bölgede ABD’nin desteğiyle ayakta durmaya çalışan ve petrol zengini ülkelerde olumlu imajı olmayan bir ülke olması nedeniyle Japonya’nın Orta Doğu açılımda geri sıralarda kalmaktadır. Hemen belirtmek gerekir ki, Başbakan Koizumu döneminde Japonya’nın önceliği İsrail idi fakat bu durum o dönemki Japon yönetiminin Vaşington’a ve politikalarına yakınlığından kaynaklanmıştı. Yunanistan ise Japonya için, Avrupa Birliği üyesi olması nedeniyle gerçek manada hareket serbestisi olmayan bir ülkedir. İşte tüm bu nedenlerle Orta Doğu’dan Orta Asya’ya uzanan geniş coğrafyada etkisi olan Türkiye, Japonya’nın Avrasya politikasında önemli bir kutup başı olarak ortaya çıkmıştır.

Sonuç olarak Cumhurbaşkanı Gül’ün Japonya ziyareti büyük beklentiler içinde geçmemiş ve daha çok tarihi, kültürel ve ekonomik ilişkiler ön plana çıkmış olsa da, Tokyo’nun orta vadede gerek Avrasya coğrafyasında gerek küresel ölçekte oynamak isteği siyasi rol açısından dikkat çekmiştir. Cumhurbaşkanı Gül’ün ziyareti ayrıca, 10 yıl aradan sonra Japonya’yı ziyaret eden ilk Çin Devlet Başkanı olan Hu Jintao’nun ardından Japon dış politikası açısından en önemli ikinci ziyarettir. Böylece, Japonya hem Doğu Asya’da hem de Batı Asya’da yeni bir süreç başlatmıştır

yazının orjinal hali için tıklayın

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
1